İMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Kasım 2017 Cumartesi
KADERE İMAN
İmanın esas temellerinden biri de "Kadere
iman" dır. Allahu Teâlâ Hazretlerinin, ezelden ebede kadar olacak
şeylerin zaman ve mekanını, vasıflarını, keyfiyetini ne şekil ve ne
zamanda olacaklarsa onların hepsini ezelde -daha onlar meydanda yok
iken- bilip o suretle sınırlandırmasına ve takdir etmesine "Kader"
denir. Kader, Allah'ın ilim sıfatı ile alakalıdır.
AHİRET GÜNÜNE İMAN
İmanın beşinci esası, Ahiret Gününe
inanmaktır. Ahiret gününe inanmak, İslâm dininin inanç esaslarındandır.
Ahiret gününe iman, Allah'a iman demektir. Ahiret günü; İsrâfil (a.s.)
tarafından "Sur"a üflenmesi ile bütün canlıların düşüp ölmesi ve tekrar
diriltilerek cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme
girmesine kadar geçen zamana denir. Ayrıca, İnsanların hesaba çekilmek
üzere tekrar diriltilmelerinden başlayarak sonsuza kadar devam edecek
zamana "ahiret günü" veya "Kıyamet Günü" denir.
Her mü'minin ahirete inanması şarttır. Ahireti inkâr eden, müslüman değildir. Sonradan olan şeylerin hepsinin bir sonu, bir ölümü vardır. Allah'dan başka bâkî yoktur. Her şey er geç ölecektir. Dünyanın da bir ölümü vardır. Dünyanın ölümü, kıyamet ile olacaktır. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah'dan başka kimse bilemez. Çünkü Allah bildirmemiştir. Yeryüzünde "La ilahe illallah" diyen, yani bir Allah'a, Allah'ın birliğine iman eden bir ferd bulundukça kıyametin kopmayacağına dair hadisler vardır. İnsanın kendi ölümüne "küçük kıyamet", dünyanın ölümüne de "büyük kıyamet" denir.
Her şey gibi dünyanın da bir sonu vardır; bir gün gelip dünyanın nizamı değişecek, kıyamet kopup alem başka bir alem olacak, her şey öldükten sonra insanlar Allah'ın emriyle tekrar dirilecek, herkes, dünyada işlediğinden sorguya çekilecek, yaptıkları iyiliği ve fenalığı görüp anlayacak, haklı, haksız ayırd edilecek kimin kimde bir hakkı varsa alınacak, iyiler cennete, kötüler cehenneme girecek, böylece her insan dünyada yaptığının cezasını ve mükâfâtını görecek, o gün temiz kalbden, dünyada yapılmış olan güzel ve iyi işlerden, hayır ve hasenâttan başka bir şey fayda vermeyecektir.
Dünyada Allah'ın emirlerini tutmuş, peygamberlerini tanımış, hiç kimseye kötülük etmemiş, elinden geldiği kadar iyilikte bulunmuş olanlar Cennete girecek, Allah'ına, Allah'ın lutuflarına ve her türlü ni'metlerine kavuşacak ve ebedi olarak orada kalacaklardır.
Ahirete inanmanın faydaları:
a) Dünya hayatı geçicidir. Ahiret hayatı ise devamlıdır. Devamlı olan hayat için çalışmak lazımdır. b) Ahirete inanan üzüntü ve sıkıntılar anında kendisini daha iyi teselli eder, sabırlı olur. c) Ahirete inanan başkasının canına, malına ve namusuna göz dikmez, iyilikte bulunur.
KABİR HAYATI
"İnsanın ölmesinden başlayarak, tekrar dirilmesine kadar geçen zamana "kabir hayatı" denir. İnsan kabre konulduktan sonra Münker ve Nekir melekleri gelir. "Rabbin kim?" "Dinin nedir?" diye sorarlar ki; buna "Kabir sualleri" denir.
Deliler ve çocuk yaşta ölenler için sual yoktur.
Kıyametin Alametleri:
1- Duman, 2- Deccal, 3- Dabbetü'l-arz, 4- Güneşin battığı yerden doğması, 5- Hz. İsa'nın inişi, 6- Ye'cüc-Mecüc, 7- Doğuda, Batıda, Arap yarımadasında büyük birer çöküntünün meydana gelmesi, 8- Yemen'de bir ateşin çıkarak insanları sürüp götürmesi.
Her mü'minin ahirete inanması şarttır. Ahireti inkâr eden, müslüman değildir. Sonradan olan şeylerin hepsinin bir sonu, bir ölümü vardır. Allah'dan başka bâkî yoktur. Her şey er geç ölecektir. Dünyanın da bir ölümü vardır. Dünyanın ölümü, kıyamet ile olacaktır. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah'dan başka kimse bilemez. Çünkü Allah bildirmemiştir. Yeryüzünde "La ilahe illallah" diyen, yani bir Allah'a, Allah'ın birliğine iman eden bir ferd bulundukça kıyametin kopmayacağına dair hadisler vardır. İnsanın kendi ölümüne "küçük kıyamet", dünyanın ölümüne de "büyük kıyamet" denir.
Her şey gibi dünyanın da bir sonu vardır; bir gün gelip dünyanın nizamı değişecek, kıyamet kopup alem başka bir alem olacak, her şey öldükten sonra insanlar Allah'ın emriyle tekrar dirilecek, herkes, dünyada işlediğinden sorguya çekilecek, yaptıkları iyiliği ve fenalığı görüp anlayacak, haklı, haksız ayırd edilecek kimin kimde bir hakkı varsa alınacak, iyiler cennete, kötüler cehenneme girecek, böylece her insan dünyada yaptığının cezasını ve mükâfâtını görecek, o gün temiz kalbden, dünyada yapılmış olan güzel ve iyi işlerden, hayır ve hasenâttan başka bir şey fayda vermeyecektir.
Dünyada Allah'ın emirlerini tutmuş, peygamberlerini tanımış, hiç kimseye kötülük etmemiş, elinden geldiği kadar iyilikte bulunmuş olanlar Cennete girecek, Allah'ına, Allah'ın lutuflarına ve her türlü ni'metlerine kavuşacak ve ebedi olarak orada kalacaklardır.
Ahirete inanmanın faydaları:
a) Dünya hayatı geçicidir. Ahiret hayatı ise devamlıdır. Devamlı olan hayat için çalışmak lazımdır. b) Ahirete inanan üzüntü ve sıkıntılar anında kendisini daha iyi teselli eder, sabırlı olur. c) Ahirete inanan başkasının canına, malına ve namusuna göz dikmez, iyilikte bulunur.
KABİR HAYATI
"İnsanın ölmesinden başlayarak, tekrar dirilmesine kadar geçen zamana "kabir hayatı" denir. İnsan kabre konulduktan sonra Münker ve Nekir melekleri gelir. "Rabbin kim?" "Dinin nedir?" diye sorarlar ki; buna "Kabir sualleri" denir.
Deliler ve çocuk yaşta ölenler için sual yoktur.
Kıyametin Alametleri:
1- Duman, 2- Deccal, 3- Dabbetü'l-arz, 4- Güneşin battığı yerden doğması, 5- Hz. İsa'nın inişi, 6- Ye'cüc-Mecüc, 7- Doğuda, Batıda, Arap yarımadasında büyük birer çöküntünün meydana gelmesi, 8- Yemen'de bir ateşin çıkarak insanları sürüp götürmesi.
PEYGAMBERLERE İMAN
İslâm'ın şartlarından biride Peygamberlere
iman etmektir. Peygamber; Allah'ın emir ve yasaklarını kullarına
bildirmek için, insanlar arasından seçip görevlendirdiği kişilerdir.
Peygamberlerden, yeni bir şeriat ve kitab ile gelene "Resul"; daha önceki peygamberin şeriatı ve kitabı ile hükmeden peygambere "Nebî" denir.
İnsanların hakiki bir mürşid olan Peygamberlere ihtiyacı vardır. İnsanlar, kendi akıllarıyla Allahu Teâlâ'nın varlığını ve birliğini anlayabilirlerse de, O'na mahsus olan birtakım yüksek sıfatları tamamen anlayamazlar. Ne şekilde ibadet edileceğini, dünyada nasıl bir hayat tarzı takip edeceklerini, hayata nasıl bakacaklarını, ahiret işlerini, ahiretteki sorumluluğunu, oradaki mükafatın ve cezanın şekillerini dosdoğru bilemezler. İnsanların, en kısa ve pürüzsüz bir yoldan giderek dünya ve ahiret saadetine kavuşması, fikrî ve ahlâkî yüksekliğe ulaşabilmesi, ancak İlâhî ta'lim ve terbiye sayesinde mümkün olabilir. İşte insanların, bu ihtiyaçlarını temin için Allahu Teâlâ Peygamberler göndermiş ve onlara her şeyi bildirip, insanlara doğru yolu göstermeye, onları görevlendirmiştir.
Peygamber, en iyi ve en sağlam bir şekilde insanlara Allah'ını tanıtmışlar, Allah'dan aldıkları gibi, i'tikadi hükümleri ve ibadetin şeklini ta'lim ve ta'yin ve birtakım şeylerde olan güzellik ve çirkinliği ayırt etmişler, ahlâki faziletleri insanlara aşılamışlar, medeni hükümleri te'sis etmişler, sosyal münasebet ve bağları kuvvetlendirmişler, faydalı ve zararlı, hayır ve şer olan şeyleri anlatmışlar, hayatta lazım olan şeyleri öğretmişler ve bunların yollarını, esaslarını göstererek, maddi ve manevi sahada insanlar için tam bir yol gösterici olmuşlardır.
Peygamberler, inanmayan inatçılara karşı, kimsenin yapamayacağı mu'cizeler göstermişler, Allah'ın emirlerini tutanları cennetle müjdelemişler, tutmayanları da, azab ve cehennemle korkutmuşlardır.
Allahu Teâlâ her ümmete, her kavme bir peygamber göndermiş ve hiçbir kavmi bunlardan mahrum etmemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu taraf çok açıktır. Kur'an-ı Kerim'de, bu peygamberlerden 25'inin adı geçer. Bunlardan Hz. Adem ilk peygamber, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ise son peygamberdir. Bu iki peygamberin arasında da peygamberler gelmiştir.
Bunların sayısı yüzyirmidörtbin, başka bir rivayette de ikiyüz yirmidörtbin adet olarak rivayet edilmiştir. Bu rakamlar kesin olmadığından o şekilde iman etmek vacib değildir.
İnsan çalışmakla dünyada herşey olur, en yüksek mertebeye çıkabilir; fakat peygamber olamaz.
Peygamberlik Allah vergisidir.
PEYGAMBERLERİN SIFATLARI
Her peygamberde bulunması gereken beş sıfat vardır.
1- Sıdk: Bütün peygamberler doğru ve dürüsttürler.
2- Emânet: Bütün peygamberler emin ve güvenilirdirler.
3- Fetânet: Bütün peygamberler akıllı ve uyanıktırlar.
4- İsmet: Bütün peygamberler günah işlemezler.
5- Tebliğ: Bütün peygamberler Allah'dan aldıklarını insanlara aynı şekilde bildirirler.
PEYGAMBERLİĞİN DELİLİ
Bir peygamberin peygamber olduğu, onun gösterdiği mucizelerle (olağanüstü şeylerle) anlaşılır. Mucize, peygamberlik davasında bulunan bir kişinin, bu iddiasında doğru olduğunu isbat için Allah'ın kudreti ile göstermeye muvaffak olduğu harikulâde bir şeydir. Bunlar öyle harika ve akıllara durgunluk verecek şeylerdir ki, böyle bir şeyi, hiçbir insan yapamaz. Peygamberin mucizesi, bir çok insanların istemesi üzerine ortaya çıkar, yaşanır. İnanmayanlara "Bu mucizenin bir mislini de siz getirin" denildiği zaman, hiçbir kimse bunu başaramaz. Mucizeyi gösteren zat, ahlâkî faziletlerle örnek bir kişidir. Peygamberin hedefi; insanlara, Allah'ın bildirdiği doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır.
Bütün peygamberler, mucizeler göstermişler ve kendi zamanlarındaki inatçıları aciz bırakmışlardır. Peygamber Efendimiz de, birçok mucizeler göstermiştir. Ancak, O'nun en büyük ve ebedî mucizesi, Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an kıyamete kadar kalacak ve inanmayanlara karşı daima meydan okuyacaktır. Bunun hem lâfzı hem mânâsı, en büyük mucizedir.
PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ ETTİKLERİ DİNLERDE ORTAK ESASLAR
Bütün peygamberlerin Allah'tan aldıkları vahiyleri insanlara tebliğ ettikleri dinler Hak dinlerdir. Bunların hepsinde hiç değişmeyen ana unsurlar vardır. Bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerde değişmeyen esaslar şunlardır:
Allah'ın birliğine, ahiret gününe, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, hayır ve şerrin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna iman etmek, ibadet ve ahlâk.
Peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerde şu esaslar da ortaktır:
a- Dini muhafaza (koruma): Peygamberler Allah'ın razı olduğu dini anlatmışlar, sapık inançlara ve kendisi gibi varlıklara kul olmayı yasaklamışlardır.
b- Aklı muhafaza: Hak dinlerde aklın kabul edemeyeceği hükümler yoktur. Aklı bozacak düşünmeyi engelleyecek içki, uyuşturucu vb. yasaklanmıştır.
c- Canı muhafaza: Hak dinler, haksız yere insan öldürmeyi yasaklamıştır.
d- Nesli (Soyu) Muhafaza: İnsanların soysuz bir nesil meydana getirmelerini önlemek için, her dinde muhakkak nikahla evlenme hükmü vardır.
e- Malı Muhafaza: Hak dinler; hırsızlık, yol kesicilik, soygunculuk, aldatma, rüşvet gibi haram yolları yasaklamıştır.
Bütün peygamberler; iman ve i'tikad konusu olan genel esasları ve bunlara dayanan işleri, i'tikad ile fiil ve hareket arasındaki vicdanî münasebetleri tasfiye ve terbiye edecek olan ahlâk esaslarını ümmetlerine tebliğ etmişlerdir. Her dinde değişmeyen esaslar bunlardır. İbadetin şekilleri ile zamanın, mekânın etkisi olan işlere ait hükümler, bu esasların dışındadır. Bunun içindir ki, muhtelif zamanlarda, ayrı ayrı mahallerde, başka başka kavimlere gelmiş olan peygamberlerin tebliğ ettikleri işlere ait hükümlerin bir kısmı veya tamamında değişiklik olması pek tabiidir. Bir dinin hak olabilmesi için bu esasları ihtiva etmiş olması lazımdır. Bunlardan mahrum olan bir din, hak din özelliğine sahip değildir.
Peygamberlerden, yeni bir şeriat ve kitab ile gelene "Resul"; daha önceki peygamberin şeriatı ve kitabı ile hükmeden peygambere "Nebî" denir.
İnsanların hakiki bir mürşid olan Peygamberlere ihtiyacı vardır. İnsanlar, kendi akıllarıyla Allahu Teâlâ'nın varlığını ve birliğini anlayabilirlerse de, O'na mahsus olan birtakım yüksek sıfatları tamamen anlayamazlar. Ne şekilde ibadet edileceğini, dünyada nasıl bir hayat tarzı takip edeceklerini, hayata nasıl bakacaklarını, ahiret işlerini, ahiretteki sorumluluğunu, oradaki mükafatın ve cezanın şekillerini dosdoğru bilemezler. İnsanların, en kısa ve pürüzsüz bir yoldan giderek dünya ve ahiret saadetine kavuşması, fikrî ve ahlâkî yüksekliğe ulaşabilmesi, ancak İlâhî ta'lim ve terbiye sayesinde mümkün olabilir. İşte insanların, bu ihtiyaçlarını temin için Allahu Teâlâ Peygamberler göndermiş ve onlara her şeyi bildirip, insanlara doğru yolu göstermeye, onları görevlendirmiştir.
Peygamber, en iyi ve en sağlam bir şekilde insanlara Allah'ını tanıtmışlar, Allah'dan aldıkları gibi, i'tikadi hükümleri ve ibadetin şeklini ta'lim ve ta'yin ve birtakım şeylerde olan güzellik ve çirkinliği ayırt etmişler, ahlâki faziletleri insanlara aşılamışlar, medeni hükümleri te'sis etmişler, sosyal münasebet ve bağları kuvvetlendirmişler, faydalı ve zararlı, hayır ve şer olan şeyleri anlatmışlar, hayatta lazım olan şeyleri öğretmişler ve bunların yollarını, esaslarını göstererek, maddi ve manevi sahada insanlar için tam bir yol gösterici olmuşlardır.
Peygamberler, inanmayan inatçılara karşı, kimsenin yapamayacağı mu'cizeler göstermişler, Allah'ın emirlerini tutanları cennetle müjdelemişler, tutmayanları da, azab ve cehennemle korkutmuşlardır.
Allahu Teâlâ her ümmete, her kavme bir peygamber göndermiş ve hiçbir kavmi bunlardan mahrum etmemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu taraf çok açıktır. Kur'an-ı Kerim'de, bu peygamberlerden 25'inin adı geçer. Bunlardan Hz. Adem ilk peygamber, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ise son peygamberdir. Bu iki peygamberin arasında da peygamberler gelmiştir.
Bunların sayısı yüzyirmidörtbin, başka bir rivayette de ikiyüz yirmidörtbin adet olarak rivayet edilmiştir. Bu rakamlar kesin olmadığından o şekilde iman etmek vacib değildir.
İnsan çalışmakla dünyada herşey olur, en yüksek mertebeye çıkabilir; fakat peygamber olamaz.
Peygamberlik Allah vergisidir.
PEYGAMBERLERİN SIFATLARI
Her peygamberde bulunması gereken beş sıfat vardır.
1- Sıdk: Bütün peygamberler doğru ve dürüsttürler.
2- Emânet: Bütün peygamberler emin ve güvenilirdirler.
3- Fetânet: Bütün peygamberler akıllı ve uyanıktırlar.
4- İsmet: Bütün peygamberler günah işlemezler.
5- Tebliğ: Bütün peygamberler Allah'dan aldıklarını insanlara aynı şekilde bildirirler.
PEYGAMBERLİĞİN DELİLİ
Bir peygamberin peygamber olduğu, onun gösterdiği mucizelerle (olağanüstü şeylerle) anlaşılır. Mucize, peygamberlik davasında bulunan bir kişinin, bu iddiasında doğru olduğunu isbat için Allah'ın kudreti ile göstermeye muvaffak olduğu harikulâde bir şeydir. Bunlar öyle harika ve akıllara durgunluk verecek şeylerdir ki, böyle bir şeyi, hiçbir insan yapamaz. Peygamberin mucizesi, bir çok insanların istemesi üzerine ortaya çıkar, yaşanır. İnanmayanlara "Bu mucizenin bir mislini de siz getirin" denildiği zaman, hiçbir kimse bunu başaramaz. Mucizeyi gösteren zat, ahlâkî faziletlerle örnek bir kişidir. Peygamberin hedefi; insanlara, Allah'ın bildirdiği doğru yolu göstermek, onları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır.
Bütün peygamberler, mucizeler göstermişler ve kendi zamanlarındaki inatçıları aciz bırakmışlardır. Peygamber Efendimiz de, birçok mucizeler göstermiştir. Ancak, O'nun en büyük ve ebedî mucizesi, Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an kıyamete kadar kalacak ve inanmayanlara karşı daima meydan okuyacaktır. Bunun hem lâfzı hem mânâsı, en büyük mucizedir.
PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ ETTİKLERİ DİNLERDE ORTAK ESASLAR
Bütün peygamberlerin Allah'tan aldıkları vahiyleri insanlara tebliğ ettikleri dinler Hak dinlerdir. Bunların hepsinde hiç değişmeyen ana unsurlar vardır. Bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerde değişmeyen esaslar şunlardır:
Allah'ın birliğine, ahiret gününe, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, hayır ve şerrin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna iman etmek, ibadet ve ahlâk.
Peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerde şu esaslar da ortaktır:
a- Dini muhafaza (koruma): Peygamberler Allah'ın razı olduğu dini anlatmışlar, sapık inançlara ve kendisi gibi varlıklara kul olmayı yasaklamışlardır.
b- Aklı muhafaza: Hak dinlerde aklın kabul edemeyeceği hükümler yoktur. Aklı bozacak düşünmeyi engelleyecek içki, uyuşturucu vb. yasaklanmıştır.
c- Canı muhafaza: Hak dinler, haksız yere insan öldürmeyi yasaklamıştır.
d- Nesli (Soyu) Muhafaza: İnsanların soysuz bir nesil meydana getirmelerini önlemek için, her dinde muhakkak nikahla evlenme hükmü vardır.
e- Malı Muhafaza: Hak dinler; hırsızlık, yol kesicilik, soygunculuk, aldatma, rüşvet gibi haram yolları yasaklamıştır.
Bütün peygamberler; iman ve i'tikad konusu olan genel esasları ve bunlara dayanan işleri, i'tikad ile fiil ve hareket arasındaki vicdanî münasebetleri tasfiye ve terbiye edecek olan ahlâk esaslarını ümmetlerine tebliğ etmişlerdir. Her dinde değişmeyen esaslar bunlardır. İbadetin şekilleri ile zamanın, mekânın etkisi olan işlere ait hükümler, bu esasların dışındadır. Bunun içindir ki, muhtelif zamanlarda, ayrı ayrı mahallerde, başka başka kavimlere gelmiş olan peygamberlerin tebliğ ettikleri işlere ait hükümlerin bir kısmı veya tamamında değişiklik olması pek tabiidir. Bir dinin hak olabilmesi için bu esasları ihtiva etmiş olması lazımdır. Bunlardan mahrum olan bir din, hak din özelliğine sahip değildir.
KİTAPLARA İMAN
Allahu Teâlâ'nın kitaplarına iman etmek, müslümanlığın esasını teşkil eden temel direklerinden ve şartlardan biridir.
Cenab-ı Hak, kullarının dünya ve ahiret saadetleri için içlerinden dilediğini peygamber olarak seçmiş ve bunlar vasıtasıyla insanlara emirlerini, yasaklarını, hikmetlerini bildirmiştir. Onlar da Allah'dan aldıklarını olduğu gibi insanlara ulaştırmışlardır.
Peygamberlerin Allah'dan vahiy yolula alarak insanlara tebliğ ettikleri şeyler, İlâhî kitapları oluşturmuştur.
Bu kitapların bir kısmına sahîfeler (suhuf) denir ki, bu birkaç sahîfelik ufak bir kitap demektir. Hz. Adem'e 10 sahîfe, Hz. Şit'e 50 sahîfe, Hz. İdris'e 30 sahîfe, Hz. İbrahim'e10 sahîfe kitab indirilmiştir.
Büyük kitaplar dörttür.
Hz. Musa'ya Tevrat, Hz. Davud'a Zebur, Hz. İsa'ya İncil, Hz. Muhammed aleyhi's-selam'a Kur'an-ı Kerim verilmiştir. Bu kitaplara, semavî ve İlâhî kitaplar denir ki, Allahu Teâlâ tarafından nazil olmuş demektir.
Bu kitaplarda bulunan her türlü emirleri, yasakları, hikmetleri Allahu Teâlâ Peygamberlerine, ya Cebrail vasıtasiyle, yahud başka bir suretle vahy ve ilham etmiş, bildirmiş, onlar da Allah'dan aldıkları gibi insanlara ulaştırmışlardır.
Allah tarafından vahy ve inzal olunmuş bulunan bu kitaplar, insanların din ve dünyasını, i'tikad ve ibadete, güzel ahlâk ve adâba, insanların maddeten ve ruhen yükselmelerine ait hükümleri bildirmiş, yolun doğrusunu göstermiş ve bu yoldan sapmadan gidenleri dünya ve ahiret saadeti ile müjdelemiş, sapıkları Allah'ın azabı ile korkutmuştur.
Müslümanlar Allah tarafından peygamberlerine indirilmiş olan kitapların hepsine iman eder. Buna iman etmek farzdır. Ancak, iman edilecek kitabların hiç bozulmamış ve güvenilir bir nakil yoluyla tasdik olması, doğrulanması gerekir. Bu şarta uygun olan tek kitab Kur'ân-ı Kerîm'dir.
Cenab-ı Hak, kullarının dünya ve ahiret saadetleri için içlerinden dilediğini peygamber olarak seçmiş ve bunlar vasıtasıyla insanlara emirlerini, yasaklarını, hikmetlerini bildirmiştir. Onlar da Allah'dan aldıklarını olduğu gibi insanlara ulaştırmışlardır.
Peygamberlerin Allah'dan vahiy yolula alarak insanlara tebliğ ettikleri şeyler, İlâhî kitapları oluşturmuştur.
Bu kitapların bir kısmına sahîfeler (suhuf) denir ki, bu birkaç sahîfelik ufak bir kitap demektir. Hz. Adem'e 10 sahîfe, Hz. Şit'e 50 sahîfe, Hz. İdris'e 30 sahîfe, Hz. İbrahim'e10 sahîfe kitab indirilmiştir.
Büyük kitaplar dörttür.
Hz. Musa'ya Tevrat, Hz. Davud'a Zebur, Hz. İsa'ya İncil, Hz. Muhammed aleyhi's-selam'a Kur'an-ı Kerim verilmiştir. Bu kitaplara, semavî ve İlâhî kitaplar denir ki, Allahu Teâlâ tarafından nazil olmuş demektir.
Bu kitaplarda bulunan her türlü emirleri, yasakları, hikmetleri Allahu Teâlâ Peygamberlerine, ya Cebrail vasıtasiyle, yahud başka bir suretle vahy ve ilham etmiş, bildirmiş, onlar da Allah'dan aldıkları gibi insanlara ulaştırmışlardır.
Allah tarafından vahy ve inzal olunmuş bulunan bu kitaplar, insanların din ve dünyasını, i'tikad ve ibadete, güzel ahlâk ve adâba, insanların maddeten ve ruhen yükselmelerine ait hükümleri bildirmiş, yolun doğrusunu göstermiş ve bu yoldan sapmadan gidenleri dünya ve ahiret saadeti ile müjdelemiş, sapıkları Allah'ın azabı ile korkutmuştur.
Müslümanlar Allah tarafından peygamberlerine indirilmiş olan kitapların hepsine iman eder. Buna iman etmek farzdır. Ancak, iman edilecek kitabların hiç bozulmamış ve güvenilir bir nakil yoluyla tasdik olması, doğrulanması gerekir. Bu şarta uygun olan tek kitab Kur'ân-ı Kerîm'dir.
MELEKLERE İMAN
Meleklere iman etmek, müslümanlığın iman
ve i'tikad esaslarındandır. Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetlerinde
meleklerden bahsedilmektedir.
Melekler, Allah'a asla asi olmazlar. Allah'ın her emrine itaat ve gece gündüz Allah'a ibadet ederler. Melek, gözlerimiz ile göremediğimiz nurdan yaratılmış varlıklardır. Onların yemesi, içmesi, yatıp uyuması, erkekliği, dişiliği yoktur. Onlar yerde, gökte ve her tarafta bulunurlar. İnsanlardan ayrılmayanlar da vardır. Her biri vazifesine göre isim alır. Cebrâil, İsrâfil, Mikâil, Azrâil meleklerin büyüklerindendir. Bir de, "Kirâmen Kâtibin" melekleri vardır ki, onlar her insanın yanında bulunan ve daima onun yaptığı işleri yazan meleklerdir. Meleklerin bazıları insana öldükten sonra sual sormaya me'murdur. Bunlara "Münker, Nekir" denir. Meleklerin varlığı akıl ile bilinir. Aklen câiz olduğu gibi, nakil yolu ile de sabit olmuştur. Kur'an-ı Kerim, melekleri haber vermiştir. Kur'an da melek vasıtasiyle gelmiştir.
Melekler her yerde bulundukları halde onları göremeyişimizin sebebi şudur: Her şeyin vücudu kendine göre yaratılmıştır. Onların vücudu nurânî ve ruhânîdir. Bizim gözümüz ise, meleklerin vücudunu görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Peygamberden başka hiçbir kimse melekleri yaratıldıkları mahiyet üzere göremezler. Onları görmeye bizim kudretimiz yeterli değildir. Ancak, Kur'an-ı Kerim Allahu Teâlâ'nın meleklerini haber veriyor. Kur'an'ın her söylediği doğrudur. Bunun için meleklerin varlığına iman ederiz. Sonra peygamberler melekleri görmüş ve bize haber vermişlerdir. Peygamberler ise asla yalan söylemezler. Peygamberler ve iman ettiğimiz bizim peygamberimiz meleklerin varlığını haber verdikleri için bizim de onları kabul etmemiz gerekir. Çünkü böyle bir şeyin olamayacağına aklımızla bir hüküm veremeyiz.
Gözümüzle göremediğimiz yalnız melekler midir? Kendi ruhumuzu, kendi aklımızı bu gözlerimizle görüyor muyuz?
İşte melekler de ruhumuz, aklımız gibidir.
Melekler, Allah'a asla asi olmazlar. Allah'ın her emrine itaat ve gece gündüz Allah'a ibadet ederler. Melek, gözlerimiz ile göremediğimiz nurdan yaratılmış varlıklardır. Onların yemesi, içmesi, yatıp uyuması, erkekliği, dişiliği yoktur. Onlar yerde, gökte ve her tarafta bulunurlar. İnsanlardan ayrılmayanlar da vardır. Her biri vazifesine göre isim alır. Cebrâil, İsrâfil, Mikâil, Azrâil meleklerin büyüklerindendir. Bir de, "Kirâmen Kâtibin" melekleri vardır ki, onlar her insanın yanında bulunan ve daima onun yaptığı işleri yazan meleklerdir. Meleklerin bazıları insana öldükten sonra sual sormaya me'murdur. Bunlara "Münker, Nekir" denir. Meleklerin varlığı akıl ile bilinir. Aklen câiz olduğu gibi, nakil yolu ile de sabit olmuştur. Kur'an-ı Kerim, melekleri haber vermiştir. Kur'an da melek vasıtasiyle gelmiştir.
Melekler her yerde bulundukları halde onları göremeyişimizin sebebi şudur: Her şeyin vücudu kendine göre yaratılmıştır. Onların vücudu nurânî ve ruhânîdir. Bizim gözümüz ise, meleklerin vücudunu görebilecek şekilde yaratılmamıştır. Peygamberden başka hiçbir kimse melekleri yaratıldıkları mahiyet üzere göremezler. Onları görmeye bizim kudretimiz yeterli değildir. Ancak, Kur'an-ı Kerim Allahu Teâlâ'nın meleklerini haber veriyor. Kur'an'ın her söylediği doğrudur. Bunun için meleklerin varlığına iman ederiz. Sonra peygamberler melekleri görmüş ve bize haber vermişlerdir. Peygamberler ise asla yalan söylemezler. Peygamberler ve iman ettiğimiz bizim peygamberimiz meleklerin varlığını haber verdikleri için bizim de onları kabul etmemiz gerekir. Çünkü böyle bir şeyin olamayacağına aklımızla bir hüküm veremeyiz.
Gözümüzle göremediğimiz yalnız melekler midir? Kendi ruhumuzu, kendi aklımızı bu gözlerimizle görüyor muyuz?
İşte melekler de ruhumuz, aklımız gibidir.
9 Haziran 2017 Cuma
İman Nedir?
Camilerde toplanan, bayramlarda birbirinin bayramını kutlayan insanların duyguları, inandıklarışeyler, hep birdir. Bunları birleştiren, Müslümanlıktır.
Müslümanlık, Allah'a ve Müslümanlığı öğreten Peygamberimize inanmaktır. Allah'a ve Peygamber'e inanmaya "iman" deriz. Allah, bu kâinatı, bizi yaratan "kudret sahibi"dir. Onun ne olduğunu, nasıl olduğunu biz tamamıyla bilemeyiz. O, çok büyüktür.
Allah'ın emirlerini insanlara "peygamberler" söyler. Birçok peygamber gelip geçmiştir. Müslümanlar bunların hepsine inanırlar ve bunların dininde olanların imanına, inancına hürmet ederler. Peygamberlerin sonu ve en büyüğü, insanlara İslam dinini öğreten, İslam imanını bildiren "Hazreti Muhammet'tir.
İşte bunlara inanan, iman eden kimse Müslümandır. İman sahibi olanların güzel huylu ve milletine, vatanına, bütün insanlara hayırlı olmaları, Peygamber'in söylediği şeyleri yapmaları lazımdır. Çünkü İslam dini, millet ve vatan sevgisi ve ahlak güzelliği üstüne kurulmuştur.
Peygamberimize bir gün "Din nedir?" diye üç kere sormuşlar da, Peygamber, üç soruya da "Ahlak güzelliğidir" demiştir. Şu halde ahlakı fena olan adamlar, Müslümanım deseler de, imanları kuvvetli değildir.
Görüyorsunuz ya çocuklar, iman, insanlarıbirleştiriyor, insanlara kuvvet ve neşe veriyor. Allah'a, Peygamber'e, İslam dinine iman, dini imandır.
Bizim bir de milli imanımız vardır. Biz Türküz. Türkler medenidir. Milletimiz, daima ileri gidecek, düşmanlarımızı alt edecektir. Türk adı anılınca göğsüm iftiharla kabarır, başım yükselir. Milletime, vatanıma faydası dokunanları severim. Mübarek yurduma fenalık edenleri hiç sevmem.
İşte bu milli iman, bizi yaşatacak, ilerletecek imandır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine tabi olanların hepsini bu iman birleştiriyor.
Biz bu milli imanı, büyük Cumhurreisimiz Gazi Mustafa Kemal Hazretleri'nin ve onun vatansever arkadaşlarının gayretiyle, Cumhuriyet sayesinde kazandık. Şimdi hepimiz neşe içindeyiz. Kalbimiz kuvvetli. Bize bu imanı veren Cumhuriyet'e dört el ile sarılacağız, onu yaşatacağız, biz Cumhuriyet çocuklarının en büyük milli vazifesi budur.
Yaşasın Cumhuriyet ve Gazi Cumhurreisimiz!..
Müslümanlık, Allah'a ve Müslümanlığı öğreten Peygamberimize inanmaktır. Allah'a ve Peygamber'e inanmaya "iman" deriz. Allah, bu kâinatı, bizi yaratan "kudret sahibi"dir. Onun ne olduğunu, nasıl olduğunu biz tamamıyla bilemeyiz. O, çok büyüktür.
Allah'ın emirlerini insanlara "peygamberler" söyler. Birçok peygamber gelip geçmiştir. Müslümanlar bunların hepsine inanırlar ve bunların dininde olanların imanına, inancına hürmet ederler. Peygamberlerin sonu ve en büyüğü, insanlara İslam dinini öğreten, İslam imanını bildiren "Hazreti Muhammet'tir.
İşte bunlara inanan, iman eden kimse Müslümandır. İman sahibi olanların güzel huylu ve milletine, vatanına, bütün insanlara hayırlı olmaları, Peygamber'in söylediği şeyleri yapmaları lazımdır. Çünkü İslam dini, millet ve vatan sevgisi ve ahlak güzelliği üstüne kurulmuştur.
Peygamberimize bir gün "Din nedir?" diye üç kere sormuşlar da, Peygamber, üç soruya da "Ahlak güzelliğidir" demiştir. Şu halde ahlakı fena olan adamlar, Müslümanım deseler de, imanları kuvvetli değildir.
Görüyorsunuz ya çocuklar, iman, insanlarıbirleştiriyor, insanlara kuvvet ve neşe veriyor. Allah'a, Peygamber'e, İslam dinine iman, dini imandır.
Bizim bir de milli imanımız vardır. Biz Türküz. Türkler medenidir. Milletimiz, daima ileri gidecek, düşmanlarımızı alt edecektir. Türk adı anılınca göğsüm iftiharla kabarır, başım yükselir. Milletime, vatanıma faydası dokunanları severim. Mübarek yurduma fenalık edenleri hiç sevmem.
İşte bu milli iman, bizi yaşatacak, ilerletecek imandır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine tabi olanların hepsini bu iman birleştiriyor.
Biz bu milli imanı, büyük Cumhurreisimiz Gazi Mustafa Kemal Hazretleri'nin ve onun vatansever arkadaşlarının gayretiyle, Cumhuriyet sayesinde kazandık. Şimdi hepimiz neşe içindeyiz. Kalbimiz kuvvetli. Bize bu imanı veren Cumhuriyet'e dört el ile sarılacağız, onu yaşatacağız, biz Cumhuriyet çocuklarının en büyük milli vazifesi budur.
Yaşasın Cumhuriyet ve Gazi Cumhurreisimiz!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)