Satılan mülkü ona komşu veya ortak olanın
mülküne katmaktır. O yere komşu olan, alan ve satan razı olsa da olmasa
da o yeri satılmış olduğu fiyattan kendi yerine katar.
Şuf'a işlemi ancak akar (gelir getiren) olan mülklerde olur.
Akarın (gelirin) taksim edilebilir veya taksim edilemez olması arasında fark yoktur.
Şuf'a; geliri, mal sayılan bir bedel karşılığında başkasına mülk edindirmekle icab eder.
Şuf'a hakkı, ancak satıştan sonra olur ve şuf'a hakkı olanın, satılan
yerin şuf'a hakkı olan olduğunu söylemesi ve o yeri istediğine ait şahit
tutması ile kararlaşır.
Şuf'a hakkı olan, satılan akarı (müşterinin rızası veya hakimin hükmüne dayanarak) almakla mülkiyetine geçirir.
Şuf'ada müslüman, zımmi, ticaret yapmasına izin verilen, eşittirler.
Şuf'a hakkı, sırası ile şu kimselerindir:
Satılmış olan malda ortaklığı olan, satılmış olan malda (su hakkı, yol
hakkı gibi) bir hakkı olan, satılmış olan yere bitişik komşu olanlar.
Şuf'a davasını geri bırakmakla bu hak düşmez.
Satın alma hakkı olan, satışı öğrendiği zaman hemen o meclisde, satılan akarı istediğine şahit tutmalıdır.
Mümkün iken şahit tutmayanın şuf'a hakkı kaybolur.
Satılan akar daha henüz mal sahibinin elinde bulunuyorsa satın almak
isteyen mal sahibine karşı, yahut müşteriye karşı veya akarın yanında
şahit tutar.
Satın alma hakkı olanın, akara verilmiş olan bedel misillerinden ise mislini, kıymetlerinden ise kıymetini ödemesi borcu olur.
Şuf'a hakkının kalkması
Satın alma hakkı olanın ölümü, Şuf'adarın, şuf'a hakkının tamamından
veya bir kısmından vaz geçmesi, satın alma hakkı olanın bir bedel
karşılığında müşteri ile sulh olması, şuf'adarın mahkemece şuf'aya hüküm
verilmeden önce malını satması ile, satılan akarın zararını satın alana
tanzim etmesi, satın alandan o akarın satışını veya kirasını pazarlık
etmesi ile şuf'a hakkı kalkar.
Şuf'a hakkı, müşterinin ölümü ile kalkmaz.
Satıcının vekilinin şuf'a hakkı yoktur. Fakat müşterinin vekilinin şuf'a hakkı vardır.
Müşteri falan kimsedir denilip satın alma hakkı olan o kimse için şuf'a
hakkından vaz geçse ve sonra da başkası olduğu anlaşılırsa satın alma
hakkı olanın şuf'a hakkı devam eder.
Akar, söylenildiği fiyatdan satılmışsa, öğrenilince, geçse sonra daha az bir fiyata, yahut ölçülen şuf'a hakkı baki kalır.
Şuf'a hakkı gerçekleşmeden önce müşterinin, şuf'ayı düşürmek için hile
yapması kötü görülmez. Hissesinin bir kısmını satan sonra geriye kalan
hissesini de satarsa şuf'a ilk hissede olur, başkasında olmaz.
Müşteri akarı veresiye almışsa satın alma hakkı olan isterse parasını
hemen verir isterse de vadesi dolduktan sonra verir ve sonra malı teslim
alır.
AHLAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AHLAK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Kasım 2017 Cumartesi
SARF NEDİR?
Para cinslerinin birbiri ile satışı
demektir. Birbiri ile satılan, yani mübadele edilen bu iki paranın
basılmış, dövülmüş ve külçe halinde olmaları farksızdır.
Gümüş, gümüş karşılığında, altın da altın karşılığında satılacağı zaman eşit ağırlıkda ve peşin olarak alınıp verilirler. Altın ve gümüşte yenilik ile kuyumculuk işine itibar edilmez.
Altın altın karşılığında gümüş de gümüş karşılığında toptan satılır ve aynı meclisde bunların eşit ağırlıkda oldukları anlaşılırsa, alışveriş akdi geçerli olur. Alınan ve satılan birbirinden farklı ağırlıkta iseler bu akit muteber olmaz.
Altın ile gümüşün birbiri ile değişimi, aynı mecliste teslim alınmaları şartı ile fazlalıklı olarak ve toptan caiz olur.
Bir kimse süslü bir kılıcını onun süsünden daha çok bir bedel karşılığında satarsa caizdir.
Gümüş, gümüş karşılığında, altın da altın karşılığında satılacağı zaman eşit ağırlıkda ve peşin olarak alınıp verilirler. Altın ve gümüşte yenilik ile kuyumculuk işine itibar edilmez.
Altın altın karşılığında gümüş de gümüş karşılığında toptan satılır ve aynı meclisde bunların eşit ağırlıkda oldukları anlaşılırsa, alışveriş akdi geçerli olur. Alınan ve satılan birbirinden farklı ağırlıkta iseler bu akit muteber olmaz.
Altın ile gümüşün birbiri ile değişimi, aynı mecliste teslim alınmaları şartı ile fazlalıklı olarak ve toptan caiz olur.
Bir kimse süslü bir kılıcını onun süsünden daha çok bir bedel karşılığında satarsa caizdir.
ALIŞ-VERİŞ
Alış-verişin meşruluğu hakkında Allahu
Teala Kur'an-ı Kerimde: "Allah alış-verişi helal ribayı (faizi) ise
haram kılmıştır (Bakara suresi, ayet 275),
"Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Meğer ki (o mallar) sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) bir ticaret (malı) ola." (Nisa suresi, ayet 29) buyurmuştur.
Satılan eşyanın, hakkındaki bilgisizliği giderecek derecede tanınması gerekir.
Zimmette olan, yani ödenecek olan paranın da miktar ve cinsinin bilinmesi şarttır.
Mutlak bir para sözü edilmişse bu, o memleket parasının revaçda olanına yorumlanır.
Ölçülen ve tartılan şeylerin ölçerek, tartarak ve toptan satışları caizdir.
Bir mal satılırken; onun parçası durumundakiler ayrı tutulamaz. Bir ticari mal para karşılığı satılınca, veresiye olmadıkça paranın maldan önce teslimi gerekir. Eğer mal, mal karşılığında veya para, diğer bir para karşılığında satılırsa alan ve satan aynı anda beraberce teslim ederler.
Önce peşin paraya satıp sonra veresiyeye çevirmek sahih olur.
Terbiye edilmiş olsun olmasın yırtıcı hayvanların, pars ve köpeğin satılması da helaldir.
Zımmiler (Müslümanların idaresi altındaki gayri müslimler) alış-verişde müslümanlar gibidir. Onlara fazla olarak; içki ve domuz satmak da serbesttir.
Dilsizin, anlaşılan işaretleri ile alış-veriş ve diğer akitleri geçerlidir. Körün de alım-satım yapması caizdir. Karşılıklı olarak alış-veriş akdini fesh etmek caizdir.
Bir kimsenin, görmediği bir malı satın alması caizdir ve malı gördüğü zaman seçme hakkı vardır. Satıcının ise görmediği malını satmasından dolayı seçme hakkı yoktur.
Mutlak bir alış-veriş satılan malın her türlü kusurdan uzak olmasını gerektirir.
Tüccar adetine göre, malın değerini noksanlaştıran herşey kusurdur.
Müşteri malın kusurunu öğrendiği zaman, dilerse onu tam bedeli karşılığında kabul eder, dilerse de red eder.
Müşteri, satın aldığı malda bir kusur bulsa, diğer bir kusur da yanında iken meydana gelse satanın rızası olmadıkça o malı geri veremez.
Ancak kusurun aldığı zamanki bedelini satandan alır.
Fasid alış-veriş, malı sahiplenmesi ile mülkiyet ifade eder.
Bu alış-verişi alan ve satandan her birinin bozmaya hakları vardır.
Akdi fesh ederken satılan malın mevcut, olması şarttır.
Müşterinin teslim almadan önce, malı satması, azad etmesi, başkasına bağışlaması caiz olur. Bu durumda müşteri malı teslim aldığı zamandaki -kıymeti ile satılan cinsten ise- kıymetini ve -misliyle satılan cinsten ise- mislini satıcıya öder.
Batıl alış-veriş mülkiyet ifade etmez. Bu alış-verişle alınan mal müşteri yanında emanet olarak bulunur.
Leş, kan, içki, domuz, leş ile temiz eti birlikte satmak batıl (boş, çürük)dır.
Balıkları ve kuşları avlamadan satmak caiz değildir.
Hayvanın karnındaki yavruyu, daha henüz sağılmamış sütü, hayvanın sırtındaki yünü, koyundaki eti, iki elbiseden herhangi birini (belirtmeden) satmak caiz değildir.
Bir malın ay başında teslim edilmek üzere satışı caiz olmaz.
Arılar kovansız, ipek böceği de ipeksiz satılmaz.
Hasat, meyve toplama, harman ve hacıların gelme zamanına kadar olan veresiye satışlar caiz olmaz. Ancak daha önceden veresiyeyi kaldırırlarsa bu alış-veriş caiz olur.
Cumanın ilk ezanı okunurken alış-veriş yapmak mekruhdur.
Bir fiyat üzerinden alış-verişi bitiren iki kimsenin, fazla fiyat vererek aralarına girmek mekruhdur.
Alıcısı olmadığı halde, alıcı gibi görünerek başkasını teşvik için malın değerini arttırmak mekruhtur.
Şehre mal getirmekte olan kafileyi yolda karşılayıp, şehre girmeden mallarını almak (hem şehir halkına yüksek fiyatla satılacağından ve hem de kafilenin mevcut fiyatları bilemeyeceklerinden dolayı zarara uğramaları düşünüleceğinden) mekruhdur. Fakat bununla beraber bu türlü alış-verişler caizdir.
Satış Çeşitleri
Tevliye: Bir malı, mâl oluş fiyatına kârsız satmaktır.
Murâbaha: Alış fiyatına kâr koyarak satmaktır.
Vazi'a: Bir malı alış fiyatından noksan fiyata satmaktır.
Boyama, dikiş, gıda maddelerini bir yerden diğer yere nakletme, simsar, hayvan sevk etme masrafları da ilk alış fiyatına ilave edilir. Bu durumda satıcı, "bana şu kadara mal oldu" demelidir.
Satıcı kendi nafaka parasını, çoban, doktor, bakıcı ve öğretmen ücretlerini ve kira parasını ilk alış fiyatına ilave edemez.
Müşteri, mal oluş fiyatına aldığı bir malda aldatıldığını anlarsa ücretini, mal oluş fiyatından öder.
Karla satışda aldatıldığını; yani kendisine söylenenden fazla kar alındığını anlarsa, ya tam fiyata malı kabul eder yada malı red eder.
"Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Meğer ki (o mallar) sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) bir ticaret (malı) ola." (Nisa suresi, ayet 29) buyurmuştur.
Satılan eşyanın, hakkındaki bilgisizliği giderecek derecede tanınması gerekir.
Zimmette olan, yani ödenecek olan paranın da miktar ve cinsinin bilinmesi şarttır.
Mutlak bir para sözü edilmişse bu, o memleket parasının revaçda olanına yorumlanır.
Ölçülen ve tartılan şeylerin ölçerek, tartarak ve toptan satışları caizdir.
Bir mal satılırken; onun parçası durumundakiler ayrı tutulamaz. Bir ticari mal para karşılığı satılınca, veresiye olmadıkça paranın maldan önce teslimi gerekir. Eğer mal, mal karşılığında veya para, diğer bir para karşılığında satılırsa alan ve satan aynı anda beraberce teslim ederler.
Önce peşin paraya satıp sonra veresiyeye çevirmek sahih olur.
Terbiye edilmiş olsun olmasın yırtıcı hayvanların, pars ve köpeğin satılması da helaldir.
Zımmiler (Müslümanların idaresi altındaki gayri müslimler) alış-verişde müslümanlar gibidir. Onlara fazla olarak; içki ve domuz satmak da serbesttir.
Dilsizin, anlaşılan işaretleri ile alış-veriş ve diğer akitleri geçerlidir. Körün de alım-satım yapması caizdir. Karşılıklı olarak alış-veriş akdini fesh etmek caizdir.
Bir kimsenin, görmediği bir malı satın alması caizdir ve malı gördüğü zaman seçme hakkı vardır. Satıcının ise görmediği malını satmasından dolayı seçme hakkı yoktur.
Mutlak bir alış-veriş satılan malın her türlü kusurdan uzak olmasını gerektirir.
Tüccar adetine göre, malın değerini noksanlaştıran herşey kusurdur.
Müşteri malın kusurunu öğrendiği zaman, dilerse onu tam bedeli karşılığında kabul eder, dilerse de red eder.
Müşteri, satın aldığı malda bir kusur bulsa, diğer bir kusur da yanında iken meydana gelse satanın rızası olmadıkça o malı geri veremez.
Ancak kusurun aldığı zamanki bedelini satandan alır.
Fasid alış-veriş, malı sahiplenmesi ile mülkiyet ifade eder.
Bu alış-verişi alan ve satandan her birinin bozmaya hakları vardır.
Akdi fesh ederken satılan malın mevcut, olması şarttır.
Müşterinin teslim almadan önce, malı satması, azad etmesi, başkasına bağışlaması caiz olur. Bu durumda müşteri malı teslim aldığı zamandaki -kıymeti ile satılan cinsten ise- kıymetini ve -misliyle satılan cinsten ise- mislini satıcıya öder.
Batıl alış-veriş mülkiyet ifade etmez. Bu alış-verişle alınan mal müşteri yanında emanet olarak bulunur.
Leş, kan, içki, domuz, leş ile temiz eti birlikte satmak batıl (boş, çürük)dır.
Balıkları ve kuşları avlamadan satmak caiz değildir.
Hayvanın karnındaki yavruyu, daha henüz sağılmamış sütü, hayvanın sırtındaki yünü, koyundaki eti, iki elbiseden herhangi birini (belirtmeden) satmak caiz değildir.
Bir malın ay başında teslim edilmek üzere satışı caiz olmaz.
Arılar kovansız, ipek böceği de ipeksiz satılmaz.
Hasat, meyve toplama, harman ve hacıların gelme zamanına kadar olan veresiye satışlar caiz olmaz. Ancak daha önceden veresiyeyi kaldırırlarsa bu alış-veriş caiz olur.
Cumanın ilk ezanı okunurken alış-veriş yapmak mekruhdur.
Bir fiyat üzerinden alış-verişi bitiren iki kimsenin, fazla fiyat vererek aralarına girmek mekruhdur.
Alıcısı olmadığı halde, alıcı gibi görünerek başkasını teşvik için malın değerini arttırmak mekruhtur.
Şehre mal getirmekte olan kafileyi yolda karşılayıp, şehre girmeden mallarını almak (hem şehir halkına yüksek fiyatla satılacağından ve hem de kafilenin mevcut fiyatları bilemeyeceklerinden dolayı zarara uğramaları düşünüleceğinden) mekruhdur. Fakat bununla beraber bu türlü alış-verişler caizdir.
Satış Çeşitleri
Tevliye: Bir malı, mâl oluş fiyatına kârsız satmaktır.
Murâbaha: Alış fiyatına kâr koyarak satmaktır.
Vazi'a: Bir malı alış fiyatından noksan fiyata satmaktır.
Boyama, dikiş, gıda maddelerini bir yerden diğer yere nakletme, simsar, hayvan sevk etme masrafları da ilk alış fiyatına ilave edilir. Bu durumda satıcı, "bana şu kadara mal oldu" demelidir.
Satıcı kendi nafaka parasını, çoban, doktor, bakıcı ve öğretmen ücretlerini ve kira parasını ilk alış fiyatına ilave edemez.
Müşteri, mal oluş fiyatına aldığı bir malda aldatıldığını anlarsa ücretini, mal oluş fiyatından öder.
Karla satışda aldatıldığını; yani kendisine söylenenden fazla kar alındığını anlarsa, ya tam fiyata malı kabul eder yada malı red eder.
AHLAK
Arapça "hulk" kelimesinin çoğulu olup "huy
ve karakter" anlamına gelen "ahlâk" huylar demektir. Ahlak, her iyi
huyu benimsemek ve her kötü huydan sıyrılmaktır. İyilik yapmak ve
kötülüklerden sakınmak için uyulması gereken kuralları öğreten bir
ilimdir. İnsandaki manevî değerler ve davranışlar topluluğudur. İnsan
maddi ve manevî olmak üzere iki ayrı yapının birleşiminden oluşmaktadır.
Maddî yapımız beden olarak ortaya çıkarken manevî yapımız ruh olarak
belirir. Ruhun eseri huylarımızdır.
İyi olan huylara "Ahlâk-ı hasene=güzel huylar", kötü huylara da "ahlâk-ı seyyie=çirkin huylar" denilmektedir. İnsanın huyları ahlâkın konusunu oluşturduğuna göre mutluluğu da gayesini meydana getirmektedir.
Ahlak, insana iyi huylarla donatmanın ve kötü huylardan kaçınmanın yollarını, doğru inancı, doğru düşünmeyi ve faydalı davranışlarda bulunmayı öğretir.
İslâm'ın Getirdiği Ahlak Anlayışı
İslâm önce imanı, sonra ibadeti emreder. İman eden ve ibadet eden müslümanın da ahlâklı olmasını ister. Sadece iman, hatta sadece imanla ibadet yetmez. İnsan aynı zamanda güzel ahlâk sahibi olmalıdır. Çünkü İslâm'a göre imanla ahlâk arasında sıkı bir ilişki vardır. İyi ahlâklı insanların imanları da sağlamdır.
Kur'an-ı Kerîm'in pek çok âyetlerinde güzel ahlâk tavsiye edilirken, müslümanların kötü ahlâktan da sakınmaları bildirilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de "şüphesiz sen en büyük ahlâk üzeresin" buyurulan Peygamberimiz (s.a.v.) ahlâk hakkında şöyle söylemektedir:
"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim "Sizin en hayırlınız ahlâkı en iyi olanınızdır". "Sirke balı nasıl bozarsa kötü ahlâk da ameli öyle bozar" "Allahım, senden sıhhat afiyet ve güzel ahlâk dilerim".
Peygamber Efendimiz, tebliğ ettiği güzel ahlâkı yaşayarak müslümanlara örnek olmuştur.
İslâm'ın getirdiği ahlâk anlayışını Kur'an-ı Kerim'de ve Sevgili Peygamberimizin davranışlarında ve onun yolunda yürüyen ashab ile tarih boyunca bunları takip eden değerli kişilerin hayatlarında görmemiz mümkündür.
Ahlakın Fert Üzerindeki Tesirleri
Ahlaklı kişiler sağlam inançlı ve ibadetlerini en temiz duygularla yapan pırlanta gibi kişiler olurlar. Allah'tan korkanlar da yalan, dedikodu, gıybet, iftira, kibir, haset, fesat, zulüm, öfke gibi kötülüklerden korunurlar. Ahlaklı kişiler doğru, dürüst sabırlı olurlar. Yardımsever olup yoksullara öksüzlere şefkat gösterirler, çalışkan olurlar. Vazifelerini bilirler, din vatan ve milletini severler, bu uğurda her çeşit fedakarlığa katlanmasını bilirler. Temizliğe dikkat ederler, hem bedenleri hem de ruhları, kalpleri tertemiz olur. Hiç kimse hakkında kötü kanaat taşımazlar. Edepli olurlar, kendilerini küçültecek davranışlardan kaçınırlar.
Ahlakın Cemiyet Üzerindeki Tesiri
Ahlaklı toplumlarda birlik ve bütünlük vardır. Haksızlık yapılmaz, herkes vazifesini ve hakkını bilir. Böyle bir toplumun fertleri sorumluluk duygusuna sahiptirler. Aileden başlayarak bütün bir toplumda karşılıklı güven, sevgi ve saygı hâkimdir. Huzur ve manevi bir yüceliş vardır. Böyle bir toplumda halk çalışkandır. Bu durum maddi zenginliği artırır, devlet güçlenir, medeniyet yükselir. Maddî ve manevî bakımdan güçlenen toplum kendisinde düşmanlarına karşı koyacak kuvvet hisseder, millet ve devlet bütünlüğü sağlanır.
İyi olan huylara "Ahlâk-ı hasene=güzel huylar", kötü huylara da "ahlâk-ı seyyie=çirkin huylar" denilmektedir. İnsanın huyları ahlâkın konusunu oluşturduğuna göre mutluluğu da gayesini meydana getirmektedir.
Ahlak, insana iyi huylarla donatmanın ve kötü huylardan kaçınmanın yollarını, doğru inancı, doğru düşünmeyi ve faydalı davranışlarda bulunmayı öğretir.
İslâm'ın Getirdiği Ahlak Anlayışı
İslâm önce imanı, sonra ibadeti emreder. İman eden ve ibadet eden müslümanın da ahlâklı olmasını ister. Sadece iman, hatta sadece imanla ibadet yetmez. İnsan aynı zamanda güzel ahlâk sahibi olmalıdır. Çünkü İslâm'a göre imanla ahlâk arasında sıkı bir ilişki vardır. İyi ahlâklı insanların imanları da sağlamdır.
Kur'an-ı Kerîm'in pek çok âyetlerinde güzel ahlâk tavsiye edilirken, müslümanların kötü ahlâktan da sakınmaları bildirilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de "şüphesiz sen en büyük ahlâk üzeresin" buyurulan Peygamberimiz (s.a.v.) ahlâk hakkında şöyle söylemektedir:
"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim "Sizin en hayırlınız ahlâkı en iyi olanınızdır". "Sirke balı nasıl bozarsa kötü ahlâk da ameli öyle bozar" "Allahım, senden sıhhat afiyet ve güzel ahlâk dilerim".
Peygamber Efendimiz, tebliğ ettiği güzel ahlâkı yaşayarak müslümanlara örnek olmuştur.
İslâm'ın getirdiği ahlâk anlayışını Kur'an-ı Kerim'de ve Sevgili Peygamberimizin davranışlarında ve onun yolunda yürüyen ashab ile tarih boyunca bunları takip eden değerli kişilerin hayatlarında görmemiz mümkündür.
Ahlakın Fert Üzerindeki Tesirleri
Ahlaklı kişiler sağlam inançlı ve ibadetlerini en temiz duygularla yapan pırlanta gibi kişiler olurlar. Allah'tan korkanlar da yalan, dedikodu, gıybet, iftira, kibir, haset, fesat, zulüm, öfke gibi kötülüklerden korunurlar. Ahlaklı kişiler doğru, dürüst sabırlı olurlar. Yardımsever olup yoksullara öksüzlere şefkat gösterirler, çalışkan olurlar. Vazifelerini bilirler, din vatan ve milletini severler, bu uğurda her çeşit fedakarlığa katlanmasını bilirler. Temizliğe dikkat ederler, hem bedenleri hem de ruhları, kalpleri tertemiz olur. Hiç kimse hakkında kötü kanaat taşımazlar. Edepli olurlar, kendilerini küçültecek davranışlardan kaçınırlar.
Ahlakın Cemiyet Üzerindeki Tesiri
Ahlaklı toplumlarda birlik ve bütünlük vardır. Haksızlık yapılmaz, herkes vazifesini ve hakkını bilir. Böyle bir toplumun fertleri sorumluluk duygusuna sahiptirler. Aileden başlayarak bütün bir toplumda karşılıklı güven, sevgi ve saygı hâkimdir. Huzur ve manevi bir yüceliş vardır. Böyle bir toplumda halk çalışkandır. Bu durum maddi zenginliği artırır, devlet güçlenir, medeniyet yükselir. Maddî ve manevî bakımdan güçlenen toplum kendisinde düşmanlarına karşı koyacak kuvvet hisseder, millet ve devlet bütünlüğü sağlanır.
9 Haziran 2017 Cuma
Görevlerin Mahiyetleri (Esasları) ve Nevileri
Görev, yapılması dinen zorunlu olan veya tavsiye edilen herhangi bir hayır, bir kemal ve güzel bir şey demektir. Bu tarife göre, görevler iki nevidir. Biri, dince zorunlu olan görevlerdir ki, bunları yapmamak herhalde azabı ve sorumluluğu gerektirir. Namaz, oruç, zekât gibi...
Diğer nevi, dinen her halde zorunlu olmamakla beraber istenen ve tavsiye edilen ahlâkî birtakım görevlerdir ki, bunlara riayet edilmesi bir kemaldir ve iyi haldir: İnsanın sevaba kavuşmasına ve övülmesine sebeb olur. Yapılmaması ise, bir noksan olmakla beraber her halde bir sorguyu ve azabı gerektirmez. Nafile kılınan namazlar, fakirlere verilen sadakalar, insanlara karşı yapılan güzel ve kibar davranışlar gibi...
İnsanlara ait bütün görevler, İslâm dininin çerçevesi içinde bulunmaktadır. Bunlardan dinen mecburi olan görevleri ve yapılması zorunlu işleri, kitabımızın ibadetler kısmında yazmış bulunuyoruz. Bu ahlâk kısmında ise, en ziyade ahlâkî, ihtiyarî görevlerden bahsedeceğiz.
Görevler, diğer bir bakımdan başka bir bölüme tâbi bulunmaktadır. Şöyle ki: Görevleri, ya sırf Allah için veya insanın kendi şahsına ve ailesine karşı veyahut da cemiyete karşı yapılır. Bu bakımdan görevler, İlâhî, şahsî, ailevî ve içtimaî (toplumsal) nevilerine ayrılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)