Abdest ve Namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdest ve Namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2017 Cumartesi

NAMAZIN ÇEŞİTLERİ

Sabah Namazı: Dört rekâttır. İkisi sünnet ikisi farz olmak üzere dört rekattır.
Önce sünnet, sonra farz kılınır.

Öğle Namazı: On rekâttır. Önce dört rekat sünneti kılınır. İlk sünnette ikici rekatta oturunca "Et-tahiyyatü" duası okunup "Allahu ekber" diyerek üçüncü rekata kalkılır. Besmele, fatiha ve bir sureden sonra diğer rekatlarda olduğu gibi rüku ve secde yapılarak dördüncü rekata kalkılır. Üçüncü rekatta olduğu gibi besmele, "fatiha" ve bir "sure"den sonra rüku ve secdeler tamamlanıp oturulur. Et-tahiyyatü, salli-barik ve dualardan sonra selam verilerek ilk sünnet tamamlanır.
Öğle namazının farzının, ilk iki rekatı sabah namazının sünneti gibi kılınır. Oturuşunda "Et-tahıyyâtü" duası okununca üçüncü rekata kalkılır. Üçüncü ve dördüncü rekâtlarda besmele fâtiha sûresi okunur. Rüku ve secdelerden sonra oturulur, dualardan sonra selam verilerek farz tamamlanmış olur.
Son sünnetin kılınışı ise iki rekatlı bir namazın kılınışı gibidir.

İkindi namazı: Sekiz rekâtdır. Önce sünneti kılınır. Sünneti öğlenin ilk sünneti gibi kılınır. Yalnız birinci oturuşunda salli ve barik duaları, üçüncü rekatın başında da "Sübhaneke" ve euzu besmele okunur
Farzı öğle namazının farzı gibidir.

Akşam Namazı: Beş rekâtdır. Önce farz, sonra sünnet kılınır. Farzı, öğle namazının farzı gibi kılınır, üç rekat olduğundan üçüncü rekatın sonunda oturularak dualar ve selam ile tamamlanır. Sünneti iki rekatlı namazın kılınışı gibidir.

Yatsı Namazı: Onüç rekâtdır. Önce ikindinin sünnetine benzer dört rekat ilk sünnet, sonra farzı gibi yine dört rekat farz kılınır. Son sünnetin kılınışı sabah namazının sünnetinin aynıdır. Yatsı namazının bitiminde üç rekat vitir namazı kılınır.

Cuma Namazı: Farz-ı ayındır. Farz oluşu kitap, sünnet, icma ile sabittir. Öğle vaktinde kılınır. Özründen dolayı kılamayanların, öğle namazını kılmaları farzdır.
Cuma Namazının Farz Olmasının Şartları:
Cuma namazı herkese farz değildir. Bir müslümana cuma namazının farz olması için; 1- Erkek olmak (kadınlara farz değildir), 2- Hür ve serbest olmak, 3- Yolcu olmayıp, mukim (oturan, yerleşik) olmak, 4- Körlük, kötürümlük, ağır hastalık ve aşırı yaşlılık gibi namaza gitmeye engel bir hali bulunmaması gerekir.
Cuma namazının sahih olmasının şartları : Cuma namazını bulunulan yerdeki idareci veya onun tayin edeceği bir kişinin kıldırmasıdır. İdareci veya görevlendirdiği bir kimsenin olmadığı yerde, müslüman cemaatin tayini ile içlerinden cuma namazını kıldırabilir.
Belli bir yerde müslümanların toplanıp cuma namazını kılmaları için idareci tarafından genel bir iznin verilmiş olması gerekir.
Cumanın öğle namazı vakti içinde kılınması ve namazdan önce hutbe okunması icab eder.
Cuma kılınan yerin isteyen herkese açık olması şarttır. Bazı şahıslara özel bir şekilde tayin edilen ve kapısı başkalarına kapatılan yerlerde cuma namazını kılmak câiz değildir. İmamdan başka en az üç erkek cemaat bulunması gerekir (İmam Ebû Yusuf'a göre imamdan ayrı iki kişidir).
Kılınışı: Önce Cuma'nın ilk sünneti diye niyet edilerek öğlenin sünneti gibi dört rekat sünnet kılınır. Cami içindeki ezanın nihayetinde hatip hutbesini okur ve iki rekat cumanın farzını kıldırır. Farzın kılınışına niyetlenirken imama uymaya da niyetlenmelidir. Farzın bitiminde cumanın son sünnetine kalkılır ki kılınışı yine öğle namazının sünneti gibidir ve dört rekattır. Zuhr-i âhirin kılınışı da öğle namazının ilk sünnetine benzer, "Vaktine yetişip de üzerimden sakıt olmayan son öğle namazına" şeklinde niyet edilir.
Daha sonra "vakit sünnetine" diye niyet edilerek Sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz kılınır.

CENAZE NAMAZI
Farzı kifayedir. Ölen müslüman için dua ve niyazdan ibarettir. Rüku ve secdesi yoktur. Cenaze yıkanıp kefenlendikten sonra, kıble yönüne konulan cenaze kadın erkek veya kız çocuk-erkek çocuk olduğuna göre niyet edilir. Cemaatla kılınıyorsa imama uyulur. "Allahu ekber" diyerek iftitah tekbiri gibi tekbir alınır, eller bağlanır. Sübhaneke duası "ve celle senaüke" ilavesi ile okunur. Eller kaldırılmadan ikinci tekbir alınarak "Allahümme salli ve barik" duaları okunur. Yine eller kaldırılmadan tekbir alınıp cenaze dualarından ölünün durumuna uygun olanı okunur. Diğer tekbirler gibi alınan dördüncü tekbirden sonra önce sağa sonra sola selam verilerek namaz tamamlanır.

VACİP NAMAZLAR
Bayram Namazları: Bayram namazları iki rekattır. Cemaatle kılınır. Vakti güneş doğup kerahat vaktinin çıkmasıyla başlar, istiva vaktine kadar devam eder. Hangi bayram namazı kılınacaksa ona niyet edilir. İmama uyularak tekbir alınır, eller bağlanır, imam ve cemaat gizlice "sübhâneke" yi okur. İmam namaza başlama tekbiri gibi peşpeşe üç tekbir alır, her defasında eller yana salınır. Üçüncüsünde bağlanır, tekbirlerin alınışında cemaat imama uyar. İmam gizlice euzü besmele çeker, açıktan "fatiha" ve bir "sure" daha okur. Diğer namazlar gibi rüku ve secde yapıldıktan sonra ikince rekata kalkılır. İmam gizlice "besmeleyi", açıktan "fatiha ve bir sureyi" okur. Birinci rekattaki gibi "üç tekbir" alır, dördüncü "tekbirde" elini kaldırmayarak rükuya eğilir. Secdeden sonra oturup, "Tahiyyat, salli, barik ve rabbena" dualarından sonra imamla birlikte selam verilerek namaz tamamlanır.
Bayram namazlarının hutbesi namazdan sonra okunur. Tesbih çekilmeden duası yapılır.

Vitir Namazı: Üç rekattır. Yatsı namazından sonra kılınır. Vaktinde kılınamayan vitir namazının kazası da vaciptir.
Kılınışı: Niyet edilir. Tekbir alınarak daha önce anlatıldığı gibi iki rekat namaz kılınır. Oturulunca "et-tehiyyatü" okunup "Allahu ekber" denilerek üçüncü rekata kalkılır. "Besmele, fatiha ve bir sure"den sonra "Allahu ekber" denilerek namaza başlama tekbiri gibi tekbir alınır. Kunut duaları (Allahümme inna nesteinuke, Allahümme iyyake) okunarak tekbirle rükuya eğilinir. Secdeden sonra oturulur ve dualardan sonra selam verilir.

NAFİLE NAMAZLAR:
Farz ve vacip namazların dışında kılınan namazlardır.

Beş vakit namazların sünnetleri: Beş vakit namaz ve cumanın farzından önce ve sonra kılmış olduğumuz sünnetlere "revatip namazlar" denir. Günde yirmi rekat revatib sünnet kılarız. Yatsının ilk sünnetiyle ikindinin sünneti, gayr-i müekket, diğer vakitlerin sünnetleri ve cumanın ilk ve son sünnetleri müekkettir. Öğle ile yatsının son sünnetlerini dörde, akşamın sünnetini altıya tamamlamak menduptur. Bunlara "evvabîn" namazlar denilir.

Teravih Namazı: Ramazanda yatsı namazından sonra ve vitir namazından evvel yirmi rekat olarak kılınır, sünnet-i müekkettir. Cemaatla kılındığı gibi tek olarak da kılınır. Efdal olanı iki veya dört rekatta bir selam vermektir. Sekiz, on yirmi rekatda da selam verilebilir. Her oturuşta tahiyyattan sonra "salli-barik", kalkıldığı zaman "sübhaneke" duaları okunur. Teravih namazının kazası yoktur.

SEVAP KAZANMAK İÇİN KILINAN DİĞER NAMAZLAR
Kuşluk Namazı: Güneş doğup mekruh vakit çıktıktan sonra başlar, zeval vaktine kadar devam eder (Güneşin doğuşundan elli dakikalık zaman geçinceye kadar mekruh vakittir) En az iki, en fazla oniki rekattır.

Teheccüd Namazı: Gece yarısından sonra kılınır. En az iki, en fazla sekiz rekattır. İki rekatta bir selam verilmesi efdaldir.

Tahiyyetü'l-Mescid: Cami ziyaretlerinde oturmadan önce kılınan iki rekat namazdır.

Yolculuk Namazı: Yola çıkarken ve yolculuktan dönüşte kılınan iki rekatlık namazdır.

Cemaatle Kılınan Namaz: Dinimiz birlik ve beraberliğe büyük önem vermiştir. Müslüman cemiyet içinde bulunur ve ayrı bir hayat sürdüremez. Bunun için cemaatle namaz kılmak, yalnız kılmaktan daha faziletli kabul edilmiştir Peygamberimiz (s.a.v.) cemaatle namaz kılmayı öğütleyerek yirmibeş veya yirmiyedi derece daha sevap olduğunu hadislerinde bildirmiştir. Cuma namazını cemaatle kılmak farz, diğer vakitlerin kılınması ise sünnet-i müekkettir. Özürsüz olarak cemaatin terkedilmesi sünnete uygun değildir.

Hasta Namazı: Ayakta durabilecek gücü olmayan bir kişi namazını oturarak kılabilir. Oturmaya da gücü yetmiyorsa yan üstü veya arka üzeri yatarak ima ile namazını kılabilir. İmaya da gücü yetmeyen bir kimse namazları sonraya bırakır. İyileştiğinde kaza eder. Hasta iken ima ile kılamadığı namazları iyileşince normal şekliyle kılar.

Yolcunun Namazı: Orta yürüyüşle onsekiz saatlik (90 km.lik) bir yere giden kimse yolcu sayılır. Gittiği yerde onbeş gün yahut daha fazla kalmaya niyet eden kimse yolcu olmaktan çıkar. Fakat "bugün yarın döneceğim" derken onbeş günden fazla kalsa yine misafir sayılır.
Yolculukta bazı zorluklar olduğundan dinimiz yolcular için bir takım kolaylıklar getirmiştir. Yolculuk oturduğu yere dönüşte sona erer. Bu süre içinde şartlar elverişli ise sünnetler de kılınır, değilse kılınmayabilir. Dört rekatlı farzlar iki rekat, üç ve iki rekatlı farzlar olduğu gibi eda edilir. Yolcu yolcu olmayana mukim de yolcuya imamlık yapabilir. İmam, yolcu ise iki rekatta selam verir. Yolcu olmayan cemaat namazlarını dört rekata tamamlar.
Eğer cemaat yolcu ise imamla birlikte selam verir.

Kaza Namazı: Namazı vaktinde kılmaya "edâ", vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmaya da "kaza" denir. Üç vakit dışında her zaman kaza kılınabilir. Günün sabah namazı, vaktinde kılınmamış ise, zeval vaktine kadar sünnetiyle beraber kaza edilir. Daha önceki günlerin sabah namazının sünneti kaza olmaz. Kazalarda yalnız farzlar kılınır, sünnetler kılınmaz. Kaza namazlarına niyet ederken meselâ; sabah namazını kaza edecek ise "vaktinde kılamadığım ilk (veya son) sabah namazının farzını kılmaya veya "en son kazaya kalmış olan sabah namazının farzını kılmaya" şeklinde niyet edilir.

Namazın vacibleri:
1- Namaza "Allahu ekber" diyerek başlamak
2- Farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların her rekatında "fatiha" suresini okumak,
3- Farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların bütün rekatlarında, bir sure veya en küçük sure kadar üç kısa ayet, ya da uzun bir ayet okumak,
4- Fatihayı zamm-ı sûreden önce okumak,
5- Secdede alınla beraber burnu da yere koymak,
6- İki secdeyi peş peşe yapmak,
7- Ta'dil-i erkana uymak, yani her rüknü usulüne uygun yapmak,
8- Üç veya dört rekatlı namazların ikinci rekatından sonra oturmak,
9- İlk ve son oturuşlarda "et-tehıyyâtü"yü okumak,
10- Üç ve dört rekatlı farz namazlar ile vitir namazında ikinci rekâtden sonra "et-tehıyyâtü"den sonra ayağa kalkmak,
11- Cemaatla kılındığı zaman sabah, akşam ve yatsı namazlarının birinci ve ikinci rekatlarında, ayrıca cuma ve bayram namazlarının bütün rekatlarında imamın, fatiha, sure yahut ayetleri açıktan okuması,
12- Öğle ve ikindi namazlarının bütün rekatlarında akşam ve yatsı namazlarının birinci oturuştan sonraki rekatlarında kendi işiteceği kadar hafif bir sesle okumak,
13- Teravih namazında ve Ramazanda teravihten sonra kılınan vitir namazında imamın "fatiha", sure veya ayetleri açıktan okuması,
14- İmama uyan kimsenin, "fatiha sure veya ayetleri" okumaması,
15- Vitir namazında" kunut duası"nı okumak,
16- Bayram namazlarına ait ziyade tekbirleri almak,
17- Namazın sonunda sağa ve sola selam vermek,
18- Gerektiğinde sehiv secdeci yapmak,
19- Namazda secde ayeti okunduğunda secde etmek,
Namazın sünnetleri
1- Namaza başlarken, vitirde "kunut"a başlarken ve Bayram tekbirlerini alırken elleri kulak hizasına kaldırmak, sonra bağlamak,
2- Her namazın ilk rekatında içinden "sübhaneke" okumak ve "euzü besmele" çekmek
3- Yalnız veya cemaatle kılınan namazlarda "Fatiha"dan sonra "amin" demek,
4- Namazda iftitah tekbirinden başka bütün tekbirler,
5- Rükudan doğrulunca "Semiallahü li-men hamideh" ve peşinden "Rabbena leke'l- hamd" demek,
6- Eğilince (rükuda) üç kere: "Sübhane Rabbiye'l-azim" ve her iki secdede üçer kere: "Sübhane Rabbiye'l-a'la" demek.
7- Rükuda parmaklar açık olarak diz kapaklarını tutmak, dizleri, dirsekleri dik ve sırtı baş ile dümdüz tutmak,
8- Secdeye varırken evvela dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve secdeden kalkarken önce yüzü, sonra elleri nihayet dizleri kaldırmak. Özürü olmayanlar için secdede yüzü elleri arasına almak,
9- Oturuşta elleri dizlere koymak; "Et-tehıyyatü"yü içinden okumak; son oturuşlarda "Et-tehiyyatü"yü okuduktan sonra "Allahümme salli" ve "Allahümme barik" duâları ile diğer duâları okumak,
10- Selam verirken önce sağa, sonra sola başı çevirerek "Es-selamü aleyküm ve rahmetullah" demek,
Namazda; ayakta (kıyam) iken secde yerine, eğilişte (rükû) ayaklara, otururken (tahiyyât) kucağa ve selamda omuz başlarına bakmak sevabdır.

Namazda mekruh olan haller
Namaz kılarken yapılması mekruh olan, yani yapılması hoş görülmeyen şeylerin başlıcaları şunlardır:
1- Farz namaz kılarken özürsüz olarak bir yere dayanmak,
2- Namazda sağa sola meyletmek
3- Güzel kokulu bir şeyi koklamak
4- Kıyamda sağ eli sol el üzerine, ellerini rükuda iken dizi üzerine, otururken de uylukları üzerine koymamak
5- Secdeye giderken dizleri yere koymadan elleri koymak, secdeden kalkarken de dizleri ellerden evvel kaldırmak,
6- Özürsüz olarak bağdaş kurup veya dizleri dikip oturmak,
7- Rüku ve secdeleri acele yapmak,
8- Esnemek, gerinmek ve el ile ağızı kapatmak,
9- Gözleri kapamak, sağa, sola ve yukarıya bakmak,
10- Parmakları çıtlatmak,
11- Rükuda başı yukarı kaldırmak veya aşağı eğmek,
12- Cemaatle namaz kılarken, imamdan önce rükuya ve secdeye gitmek, imamdan önce rükudan veya secdeden başı kaldırmak,
13- Yanmakta olan sobaya, ocağa, ateş dolu mangala karşı namaz kılmak,
14- Bir insanın yüzüne karşı namaz kılmak,
15- Sıkıştığı halde namaz kılmak,
16- Erkeklerin başı açık namaz kılması,
17- Üzerinde canlı resim bulunan elbise ile namaz kılmak veya üzerinde canlı resim bulunan bir şeye karşı secde etmek,
18- Kaşınmak, terleri silmek, elbise ile oynamak,
19- "Fatiha"dan sonra okunan surelerin arasında bir sure bırakmak,
20- İkinci rekatta ilk rekatta okunan sure veya ayetin üstündeki sure veya ayeti okumak,
21- Camide ön safta açık yer varken arka tarafta namaza durmak,
22- Ezberinde başka bir sure olduğu halde, iki rekatta da aynı sureyi okumak,
23- Kıraatın bir kısmını rükuda tamamlamak,
24- Secdede el ve ayak parmaklarını kıbleden başka tarafa çevirmek, veya yerinden kaldırıp başka tarafa koymak.

Namazı bozan şeyler:
1- Namazda konuşmak
2- Namazda bir şey yemek veya içmek (ağız içinde kalan ve nohut büyüklüğünde olan bir şey yutulursa namaz bozulur).
3- Namaz kılan kimsenin kendisinin işiteceği kadar gülmesi
4- Göğüsü kıbleden başka tarafa çevirmek,
5- Namazda iken başkasına selam vermek veya verilen selamı almak
6- Namaz kılarken bir iş yapmaya çalışmak,
7- Bir şeyi üflemek,
8- Teyemmüm etmiş bir kimsenin namazda iken suyu görmesi,
9- Sabah namazını kılarken güneşin doğması
10- Anlamı bozacak şekilde ayeti yanlış okumak,
11- Erkek ile kadının namazda yan yana durması,
12- İmama uyan bir kimsenin, bir rüknu imamdan önce yapması,
13- Namazda örtünmesi gereken yerlerin açılması,
14- Bayılmak,
15- Kendi isteğiyle veya başka bir tesirle namazda abdestin bozulması

SEHİV SECDESİ
Sehiv secdesi; "yanılma ve unutma secdesi" demektir. Vacibin unutularak terkedilmesinde ve farzın tehirinde lazım gelir. Vacibin unutularak terki, yerini değiştirerek önce veya sonraya bırakarak, noksan veya fazla yapmakla olur. Farzın geciktirilmesi de sehiv secdesini icab ettirir. Bu hallerden birisi olduğunda namaza devam edilir. Son oturuşta "et-tehıyyatü" okunur, cemaatla kılınıyorsa, imam yalnız sağ tarafına selam verir. İki defa secde yaptıktan sonra oturulur, "et-tehıyyatü, salli, barik, rabbena" duaları okunup iki tarafa selam verilerek namaz bitirilir. Yalnız başına kılan kimse sehiv secdesini yapmadan önce iki tarafına da selam verir. Namazda birkaç defa yanılma olursa, hepsi için yalnız bir sehiv secdesi yapılır. Kılınan namaz farz olsun, vacib veya sünnet olsun, sehiv secdesi gerektiğinde bu secdenin yapılması icab eder. Selam verdikten sonra yanıldığını anlayan kimse, yönünü kıbleden çevirmemiş ve konuşmamışsa, hemen sehiv secdesini yapar. Yönünü kıbleden çevirmiş ve konuşmuşsa, sehiv secdesi yapmaz. Sehiv secdesi yapamayan kimsenin de namazı tamdır.

TİLAVET SECDESİ (OKUMA SECDESİ)
Namazda secde ayetlerinden biri okunduğu veya ehil bir okuyandan işitildiği vakit hem okuyana, hem de işitene secde etmek vacibdir. Secde edenin hadesten ve pislikten uzak olması lazımdır.
Rüknü: Secde ayetini okuyan veya işiten kimsenin bir defa secde etmesi yani alnını yere koymasıdır.
Kur'an-ı Kerim'in ondört sûresinde secde ayeti vardır. Onlardan birini okuyan veya işitene secde etmek vacibdir. Bu secde âyetleri üç kısımdır.
1- Açıktan açığa secde ile emreden âyetler,
2- Kafirlerin Cenab-ı Hakk'a secde etmekten yüz çevirmelerini ifade eden ayetler,
3- Peygamberlerin secde ile vuku' bulan emre uyduklarını gösteren ayetler.
Secde âyetini okuyan veya işiten bir kimse ayağa kalkar. Tilavet secdesi niyeti ile "Allahu Ekber" diyerek secdeye gidip secdede üç defa "Sübhâne Rabbiye'l-a'la" dedikten sonra "Allahu ekber" diyerek doğrulur. Bunda tekbir ve tesbih sünnettir. Tilavet secdesi, sehiv secdesi gibi iki olmayıp birdir. Teşehhüd ve selam da yoktur. Oturan bir kişi ayağa kalkarak ondan sonra secde etmek müstehabdır. Üzerinde birkaç secde toplanmış olan kimse her secde için ayağa kalkar. Kalkar iken; "Gufrâneke Rabbenâ ve ileyke'l-masîr" denilmesi müstehabdır.  

NAMAZIN KILINIŞI

Niyet: Kalbin bir şeye karar vermesi, işin ne için yapıldığının açıkça bilinmesidir. Niyet kalbe aittir. Böyle olmakla beraber dil ile söylenmesi de müstehabdır. Bütün ameller niyetlere göredir. Namazda niyet tekbirden önce ve tekbire yakın olmalıdır. Tekbirle niyet arasına bir fasıla girmemelidir.
Kılınışı: İki rekatlı bir namaz şöyle kılınır:
Önce namazın dışındaki şartları yerine getirilir, niyet ettikten sonra "Allahu ekber" diyerek (erkekler için) eller kulaklara kadar kaldırılır. Sağ elin baş ve küçük parmağı sol elin bileğini kavrar bir vaziyette göbek altında bağlanır. Hanımlar ise tekbir alırken ellerini omuzları hizasına kaldırırlar, göğüsleri üzerinde sağ eli sol elin üzerine gelecek bir şekilde bağlarlar. "Sübhaneke" duası okunup "euzu besmele" çekerek "fatiha" ve "bir sure" okunur. "Allahu ekber" denilerek rükûya eğilinir, (erkekler için) sırt ve baş dümdüz yapılarak eller dizlere konur (Hanımlar: Vücut az eğik, dizler hafif bükük olur. Eller, dizler üzerinde, dizleri kavramamış bir vaziyette, ayaklar ise bitişik durur). Üç defa "Sübhane rabbiyel azim" dedikten sonra "Semi-Allahü limen hamideh" denilerek kalkılır. "Rabbena leke'l-hamd" "Allahu ekber" diyerek secdeye varılır. Secdeye kapanırken önce dizler, sonra eller sonra alın ve burun yere konulur. Dirsekler yere serilmeyip uyluklar da karından uzak tutulur. Üç defa "Sübhane rabbiye'l-a'la" dan sonra "Allahu ekber" diyerek secdeden kalkılır. İki secde arasında "Sübhanallah" diyecek kadar oturulup "Allahu ekber"denilerek, birinci secde gibi ikinci secde de yapılır.
"Allahu ekber" diyerek ikinci rekata kalkılır. Birinci rekatta olduğu gibi eller bağlanır yalnız besmele çekilerek "fatiha" ile bir "sure" okunur. Daha sonra rüku ve secdeler yapılır, "Allahu ekber" diyerek oturulur. Erkekler için: Sol ayak yere yayılır, sağ ayak parmak üzerine dikilir ve eller uyluklar üzerine konulur (Hanımlar : Eler dizler üzerinde, iki ayak sağa yatırılmış bir vaziyette kalçalar yerde olur. Oturuş rahat ve derli topludur). Sırasıyla şu dualar okunur: "Et-Tahiyyatü, Allahümme salli, Allahümme barik, Rabbena atina, Rabbenağfirli" sonunda baş sağ tarafa çevrilerek "Es-selamu aleyküm ve rahmetullah" diyerek selam verilir. Aynı şekilde sol tarafa da selam verdikten sonra "Allahümme ente's-selâmü ve min ke's-selâm tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" denilerek tamamlanır.  

NAFİLE NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER

a- Sabah namazının vakti girdikten sonra, yalnız sabah namazının sünneti kılınır,
b- Sabah namazından sonra güneş doğana kadar,
c- İkindi namazı kılındıktan sonra,
d- Akşam namazının farzından evvel,
e- Bayram namazlarından önce ve sonra,
f- Arafat ve müzdelifede birlikte kılınan namazların arasında, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri dahil hiçbir nafile namaz kılınmaz.
g- Cuma günü hatip hutbeye çıktığı an,
h- Sabah namazı dışında, farza durulmak üzere kamet getirilirken,
ı- Yalnız farzı kılacak kadar vakit daraldığı zaman,
i- Abdesti sıkışmış yahut sevdiği bir yemek ortadayken nafile namaz kılmak mekruhtur.  

NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER

Bazı vakitler vardır ki, bu vakitlerde farz vacip ve nafile hiçbir namaz kılınmaz. Bazı vakitlerde de yalnız nafile namazlar kılınmaz. Hiçbir namaz kılınmayan vakitler şunlardır:
Güneş doğarken, güneş tam tepede iken, güneş batarken.
Bu vakitlerde cenaze namazı, tilâvet secdesi, başlanmış olan nafile namazı mekruh olarak câizdir. O günün ikindi namazı kılınmamışsa güneş batarken dahî kılınabilir.  

CUMA VE BAYRAM NAMAZININ VAKTİ

Cuma namazının vakti öğle namazının vaktidir. Bayram namazının vakti ise, güneş doğup iki mızrak boyu yükselince başlar ve istiva (güneş tam tepe noktasının ve başımızın üstüne gelip de henüz batı tarafına geçmediği vakit) vaktine kadar devam eder. Birinci gün istiva vaktinden önce kılınmayan bayram namazı ikinci gün aynı vakitler içerisinde kılınır.  

NAMAZ KİMLERE FARZDIR

İslâm'ın bütün emirlerinde olduğu gibi, namazın farz olmasında ilk şart müslüman olmaktır. Diğerleri ise, akıllı olmak ve ergenlik çağına gelmektir. Ergenlik çağına gelmek namazın farz olmasının bir şartı ise de çocuklar yedi yaşına geldiklerinde namaza alıştırılmalarını Peygamberimiz (s.a.v.) emretmiştir.
Anne ve babaların, büyüklerin çocuklara yavaş yavaş sureleri, duaları, namazın kılınışını öğretmeleri gerekir.

NAMAZIN FARZLARI
Namazın farzları onikidir. Bunlardan bir kısmı namazdan önce, namaza hazırlık niteliğindedir. Bunlara "namazın şartları" denir. Bir kısmı da, namaza durulunca yapılır ki, bunlara da "namazın rükunları" denir.

NAMAZIN ŞARTLARI
1- Hadesten Tahâret: Gözle görülmeyen pislikten temizlenmektir. Bu abdest almak, gusl etmek, bunların mümkün olmadığı zamanlarda teyemmüm etmekle olur.
2- Necâsetten Tahâret: Gözle görülen pisliklerden temizlenmektir. Bu tür pislikler namaz kılan kimsenin vücudunda, elbisesinde, namaz kılacağı yerde olur.
3- Setrü'l-avret: Örtülmesi gereken yerlerin kapatılması demektir. Erkeklerde diz kapağı ile göbek arası, kadınlarda ise el, yüz ve ayak dışındaki her yerin örtülmesi gerekir. Namazın bir rüknünü eda edecek kadar bir zaman içinde örtülmesi gereken bir organın dörtte biri açılırsa namaz bozulur.
4- İstikbâl-i Kıble: Namaz kılan kimsenin Kabe yönüne dönmesidir. Göğsünü kıbleden çeviren kimsenin namazı bozulur.
5- Vakit: Farz ve vacip olan her namaz için belli bir vakit vardır. Namazların kendi vakitleri içinde kılınması farzdır. Vaktinden önce kılınamaz. Özürsüz olarak sonraya bırakmak günahtır.
6- Niyet: Kılacağı namazı zihnen hatırlamaktır. İmamın imamete, cemaatın da imama uymaya niyetlenmesi gerekir.
7- İftitah Tekbiri: Namaza başlama tekbiridir. Niyetten sonra "Allahu Ekber" diyerek eller yukarı kaldırılır, tekbir alınır.

NAMAZIN RÜKUNLARI
1- Kıyam: Ayakta durmaktır. Gücü yetenler ayakta, yetmeyenler ise gücünün yettiği şekilde namazı kılarlar.
2- Kıraat: "Namazda Kur'an okumak" demektir. Kıraatın kıyamda olması gerekir ve en az üç kısa âyet miktarı okunmalıdır.
3- Rükû: Kıraatten sonra eller dizlere erişecek şekilde eğilmekten ibarettir.
4- Sücûd: Rükûdan sonra ayak, diz ve ellerle beraber alnı ve burnu yere koymak-tır. Alın yerin sertliğini hissetmelidir. Yalnız alnın ve burnun yere değmesi yeterli değildir. Kalabalık cemaatlerde arka saftakiler ön saftakilerin sırtına secde edebilirler.
5- Ka'de-i Ahire: Namazın sonunda "Et-tahiyyat" duasını okuyacak kadar oturmaktır.

NAMAZIN VAKİTLERİ
Farz ve vacip namazlar için belirli vakitler vardır. Vakti girmeden önce namaz kılınmadığı gibi, özürsüz olarak sonraya da bırakılamaz. Bir gün içerisinde vitir namazıyla birlikte altı vakit namaz vardır. Bir günde kırk rekât namaz kılınır. Bunun onyedi rekâtı farz, yirmi rekâtı sünnet, üç rekâtı vâcibdir.
a- Sabah Namazı: Şafak attıktan sonra başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Vaktinde kılınamayan sabah namazı güneş doğduktan sonra sünnetiyle beraber kaza edilir.
b- Öğle Namazı: Güneş zeval noktasından ayrıldıktan sonra başlar ve herşeyin gölgesi bir veya iki misli oluncaya kadar devam eder.
c- İkindi Namazı: Öğle namazının vakti çıktıktan sonra başlar ve güneş batıncaya kadar devam eder.
d- Akşam Namazı: Güneş tamamen battıktan sonra başlar ve batıdaki kızıllık ve aklık kayboluncaya kadar devam eder.
e- Yatsı ve Vitir Namazı: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlar, sabah namazının vaktinden biraz önceye kadar devam eder.
Vitir namazı yatsı namazından sonra kılınır. Vakti yatsı namazının vaktidir.
  

NAMAZ

Namaz; özel hareket ve özel okuyuşlarla, belirli vakitlerde yerine getirilen bir ibadettir. Allah'a kulluğun en güzel ifadesidir. İslâm'ın esaslarından biri olan namaz, dinin direği, kalbin nuru, imanın alametidir. İnsanları, Allah katında en yüce dereceye erdiren, şuurlu kılındığı zaman bir çok kötülüklerden alıkoyan bir ibadettir.
Farziyeti ve Hikmetleri: Farz olduğu; kitap, sünnet, İslâm alimlerinin görüş birliğinde olmalarıyla sabittir. Daha önceki İlâhî dinlerde de bu ibadet vardı. Peygamberimiz Mi'rac'dan önce sabah ve akşam olmak üzere iki vakit namaz kılıyordu. Beş vakit olarak farz kılınması, hicretten onsekiz ay önce gerçekleşen Mi'rac'da olmuştur. Farziyetine işaret eden bir âyetde "Namaz, şüphesiz, insanlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır" (Nisâ Sûresi, âyet: 103) buyurulmaktadır.
Namaz her yönüyle maddî - manevî temizliğe sebep olur. İmana ve kalbe kuvvet verir. İnsan üzerindeki günah kirlerini giderir. Peygamberimiz (s.a.v.) namazı günde beş defa, içinde yıkanılan bir nehre benzetmiştir. Namaz mü'minin vakitlerini düzenler; İnsanı düzenli hareket etme, her şeyini planlı yapmaya alıştırır. Namaz, insanın sosyal yönünü kuvvetlendirir. Müslüman cemiyet insanıdır, cemaatten kopuk bir hayat sürdüremez. Namaz kılanlar arasında dayanışma ve kardeşlik duyguları gelişir. Amiri- memuru, zengini-fakiri aynı safda durdurur. Bütün insanların eşit olduğunu, hiç bir kimsenin diğerinden üstün olmadığını gösterir.  

TEYEMMÜM

Teyemmüm; "temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye, teyemmüme niyetle elleri vurup, yüzü ve kolları meshetmeye" denir. Suyun olmadığı yahut kullanılması mümkün olmadığı zaman gusül ve abdest yerini tutar. Farziyeti kitap ve sünnetle sabittir.
Farzları: 1- Niyet etmek, 2- Toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri iki defa vurup birincide yüzü, ikincide kolları mesh etmektir.
Alınışı: Kollar sıvanır, ne için teyemmüm edeceksek ona niyet edilir. Euzu besmele çekip parmaklar açık bir durumda eller toprağa vurulur. Yüzün tamamı iki el ile mesh edilir, sıvazlanır. Tekrar eller toprağa vurulup sol el ile sağ kol, sağ el ile sol kol dirseklerle beraber mesh edilir, sıvazlanır.
Teyemmümü Bozan Şeyler: Abdesti bozan şeyler teyemmümü de bozar. Bir özürden dolayı, abdest ve boy abdesti alınama-mışsa, özür ortadan kalkınca teyemmüm bozulur. Teyemmüm eden kimse suyu gördüğü zaman veya suyu kullanma engelleri ortadan kalkınca teyemmüm bozulur. 

BOY ABDESTİ (GUSÜL)

Gusül; "hiç bir kuru yer kalmamak üzere tepeden tırnağa kadar bedenin her tarafını yıkamak" demektir.
Alınışı: Önce besmele çekilir, niyet edilir. Eller bileklere kadar yıkanır. Üzerinde bir pislik varsa, avret mahallinde de pislik olmasa dahi yıkanır. Sağ avuca su alınıp ağza çekilir, boğaz ve dişlerin arası üç kere çalkalanır. Oruçlu ise, boğazdan su kaçmamasına dikkat edilir. Sonra sağ elle burna üç defa su çekilir. Her defasında sol elle sümkürülür. Daha sonra namaz abdesti gibi abdest alınır. Ayakların altında su toplanırsa ayakların yıkanması en sona bırakılır.
Abdestten sonra, önce başa sonra sağ ve sol omuzlara üç kere su dökülür ve her seferinde vücut oğuşturulur. Hiç bir kuru yer kalmayıncaya kadar bütün vücut yıkanır. Göbek çukuru, küpe delikleri, saç ve sakal dipleri ve kulak kıvrımlarının ıslanmasına dikkat gösterilir. Vücutta yara var ise yaranın durumuna göre işlem yapılır.
Farzları: Ağıza su alıp boğaza kadar çalkalamak, buruna su çekip yıkamak, bütün vücudu yıkamak.
Sünnetleri: Gusle besmele ile başlamak, gusle niyet etmek, bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek, avret yerini yıkamak, gusülden evvel abdest almak, bedenine üç defa su dökmek ve her defasında su bedenini kaplamak, suyu bedenin her tarafına ulaştırmak, su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omuzuna, sonra sol omuzuna dökmek, ilk defa döktüğü zaman bedeni oğmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak, ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.
Boy Abdestini Gerektiren Haller:
Cinsi münasebette bulunmak, cinsi münasebet olmadan şehvetle meninin gelmesi, uykudan uyanan bir kimsenin üzerinde yahut elbisesinde ıslaklık görmesi, Kadınların adet görmesi ve lohusa olması.  

MESH ETMEK NEDİR?

"Ayakları topukları ile beraber örten ve adi yürüyüşle birbiri ardınca oniki bin adım veya daha fazla yürüyebilen, içine kolayca su almayan ve herbirinin topuklarından aşağısında ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, sökük, yırtık bulunmayan, bağsız olarak ayakta duracak kadar kalın olan ayakkabı"ya mest denir.
Abdestli iken ayağa giyilmiş bulunan bir meste tekrar abdest alınırken mesh olunur. Yolcu olmayanlar yirmidört saat mest üzerine mesh yapabilirler. Yolcu olanlar üç gün üç gece, yani yetmişiki saat ayaklarını hiç çıkarmadan sade mest üstüne meshederler.
Mesh şöyle olur: Abdest azalarını yıkayıp sıra ayağa gelince, evvela sağ elini su ile ıslatıp, sağ ayağının ucundan başlıyarak inciğine doğru topukları aşmak üzere mestin üzeri ıslak üç parmakla, parmaklar açık olarak ve el ayası dokunmayarak yukarı doğru sıvanır. Sonra sol el ıslatılıp sol ayak da böyle mesholunur.
Meshin caiz olmasının şartları şunlardır:
a- Mestler abdestle giyilmiş olmalı,
b- Kundura gibi olmayıp, ayağın topukları görünmemeli,
c- Ayağa giyilen bu ayakkabı dayanıklı ve ayağın yürümeye tahammül edebileceği şekilde rahat olmalı.
d- Her bir mestin topuklarından aşağıda ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, yırtık ve sökük olmamalı. Birinde bir parmak, diğerinde iki parmak olursa zarar vermez. Yırtıldığı halde açılmaz ve ayak görünmezse yine zarar vermez.
e- Bağsız ayakta durabilecek kadar katı olmalı,
f- Ayağa su almamalı, suyu emerek ayağa ulaşmasına engel olmalı,
g- Her ayağın ön tarafında hiç olmazsa, elin küçük parmağıyla üç parmak kadar aralık, yaratılıştan mevcut olmalıdır.
Sargı ve Yara Üzerine Meshetmek
Abdest azalarından birinde, kırık çıkık, yara ve çıban gibi bir şey olduğu zaman su zarar verecek olursa mesh edilir. Zarar vermeyecekse mesh edilmez. Sargı üzerine mesh edilecekse, el ıslatılır ve sargılı olan yerin üzeri ıslak el ile sıvazlanır.  

TEMİZLİK (TAHARET)

Müslümanlığın esası temizlik üzerine kurulmuştur. Temiz olmayan bir insanın imanı yarı yarıya eksiktir; imanı, kamil değildir. Müslümanın her şeyi temiz olmak zorundadır. Yaşadığı yer, namaz kılacağı mahal, bedeni, elbisesi temiz olacaktır.
Dinimiz iki türlü temizliği emretmektedir.
a- Hadesten temizlenmek: Yalnız bedene mahsus "hükmî pislik"tir. Abdestsizlik ve gusülsüzlük gibi.
b- Dinde pis sayılan ve göze görülen şeylerden temizlenmek "hakîki pislik"tir. Elbise ve namaz kılınacak yerin pisliği gibi.  

İBADET NEDİR ?

"Kulluk" demek olan ibadet; Allah'a saygı ve ta'zimdir. İbadet mü'mini olgunlaştırır, kemâle erdirir. Allah rızası için yapılan her iş ibadettir.
İnsan, varlığını devam ettirebilmek için Allah'ın nimetlerinden faydalanır. Allah'ın verdiği nimetlere teşekkür ibadettir. Allah'a verdiği nimetlerden dolayı teşekkür etmeyen nankördür.
İnsanın yaratılış gayesi Allah'a kulluktur, ibadet etmektir. Allahu Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de "Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zâriyât sûresi, ayet: 56),
"Amelce hanginiz daha güzel diye sizi imtihan etmek için hem ölümü hem hayatı yaratan O'dur" (Mülk Suresi, ayet: 2) buyurmaktadır.
İnsanoğlu, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalayabilmek için, yaratılış ve gayesine uygun hareket etmek mecburiyetindedir.
İbadet; bedenî (namaz, oruç vd), mâlî (zekât, sadaka vd.), mâlî ve bedenî (Hac vd.) olarak yapılır.  


İbadet, Allahu Teâlâ'ya saygı ve ta'zim göstermektir. Allahu Teâlâ'ya karşı yalvarıp kulluğunu göstermenin son derecesidir. İbadetle hem kalbdeki iman kuvvet bulur, hem de Allah'a karşı borçlu olduğumuz kulluk vazifesini yapmış oluruz.
İslâmda ibadet şu şekillerde olur.
a- Beden ile: Namaz ve Oruç gibi,
b- Mal İle: Zekât gibi.
c- Hem beden hem mal ile olan ibadet: Hacca gitmek gibi.
Beden ile yapılan ibadetlerde başka birini vekil yapmak caiz değildir. Allah'ın emreylemiş olduğu namazı herkesin kendisi kılması lazımdır.
Oruç da böyledir. Başka birinin yerine namaz kılmak, oruç tutmak caiz olmaz.
Ancak zekat ve hac için vekil tayin edilebilir.  

11 Haziran 2017 Pazar

İbadet Nedir ?

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat- 56)

Kur'an-ı Kerim'de bu ayeti okumuş birinin aklına ilk gelen şey Allah'a iman etmenin, beraberinde getirdiği şey hayatın tümünü O'na has kılmak ve O'nun istediği gibi yaşamaktır. 


Özetle buna İbadet veya Allah'a kulluk diyebiliriz. Şehit Seyyid Kutub'un dediği gibi "Hayat İman ve Cihad dan İbarettir." sözü ne kadar manidardır değilmi ? 

Neye İnanıyorsanız O uğurda mücadele edersiniz. Mücadelesini sürdürdüğünüz dava sizin Dininizdir artık. Yapıp yapageldiğiniz her şey de İbadet. İbadetin sadece Namaz, hac oruç gibi farzlarla sınırlı olmadığını. İslamın 5, İmanın da 6 şarttan ibaret olmadığını gelin birlikte inceleyelim.

İbadet: Varlığın kendisinden üstün ve yüksek kabul ettiği bir merciye boyun eğmesi, onun emirlerine uyup, şartsız ve isteyerek itaat etmesi.

Kur'an-ı Kerim de ibadetin üç manada kullanıldığını görmekteyiz.

Kulluk ve itaat anlamında ibadet;
"Ey iman edenler, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyin. Allah'a şükredin, eğer(hakikaten) Ona kulluk ediyorsanız."(Bakara-172)


Bu ayetin getirdiği hüküm ile İslam öncesi toplumun hali arasındaki münasebete gelince. İslam'dan evvel Araplar dini önderlerinin emirlerine bağlanmak ve atalarının takip ettiği yola uymak suretiyle içecekler ve yiyecekleri konusunda bir takım sınırlara bağlı kalarak yaşıyordu. 


Müslüman olunca Allah onlara şöyle buyurdu: 
"Eğer bana ibadet ediyorsanız, bu kayıtlamaların tümünü bir yana atmalı ve size helal kıldıklarımı afiyetle yemelisiniz." 
Bunun anlamı şudur: 
"Siz bilgin ve önderlerinizin kulları değilseniz; ve sadece Allah'ın kulları iseniz; ve eğer siz gerçekten önderlerinizi bırakıp Allah'a itaat ediyorsanız helal ve haram konusunda Allah'ın sizin için çizdiği sınırlara uymanız gerekir; onların çizdiği sınırlara değil".

"De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır."(Maide-60) 
"Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! "(Nahl-36)

"Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:" (Zümer-17)


Bu üç ayette "Tağut a ibadet" sözünden kasdedilen mana Tağut'a kölelik ve itaattir. Kur'an-ı Kerim'in ıstılahında Tağut'un manası Allah'a karşı haddi aşan ve zulmeden her türlü yönetim, otorite veyahut her türlü başkanlık yuhut kumandanlıktır. Allah'ın mülkünde O'nun hükmünü yerine getirir, kullarını zorla, aldatmakla yahut kötü ve bozuk öğretim gibi yollarla kendisine itaate mecbur eder. Kişinin bu türlü otoriteye, başkanlığa, liderliğe boyun eğmesi ve ona tapması şüphesiz Tağut için bir itaattir, başkası değil.

Anlaşıldığı üzre İbadet birine kulluğu gerektirirken; İlah'lık, Rab'lik taslayıp, insanı kulluğa zorlayan diğer bir otoriteyi ve gücü reddi gerektirir ki bu da (La İlahe İllallah "Kelim-i Tevhid") Tevhid in zaruri bir sonucudur.

İtaat anlamında ibadet;
"Ey Adem oğulları, şeytana ibadet etmeyin diye size emir vermedim mi? Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır."(Yasin-60)


Açıkça görülen şudur: Hiç bir kimse bu dünyada şeytanı ilah tanımaz, bilakis bütün gücü ile ona lanet eder ve onu kendisinden uzaklaştırmaya gayret eder. Bunun için Allahu Teala'nın kıyamet gününde ademoğullarına yükleyeceği suç, dünya hayatında şeytana tapmaları değil; onun emrine itaat etmeleri, hükmüne tabi olmaları ve gösterdiği yollara süratle koşmaları olacaktır.

"(Allah, meleklerine emreder:) ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''. Allah'tan başka. Onlara cehennemin yolunu gösterin''. Saffat(22,23)
"(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler. (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz," (Saffat- 27,28,29,30)

Kur'an-ı Kerim in hikaye ettiği ibadet edenlerle ibadet edilenler arasındaki bu karşılıklı konuşmaya iyice dikkat edildiği takdirde açıkça şu görülecektir: Burada mabutlardan masat, kavmin taptığı ilahlar ve putlar değildir. Bilakis onlardan masat halka görünüşte iyilik yapıyoruz izlenimi verirken sapıklığa sürükleyen, temiz hırıstiyan aziz görünüşü altında insanların huzurana çıkarak, şerri ve fesadı, islah adı altında yayan liderler ve kılavuzlardır. Onları cüppe ve tesbihleri ile aldatıp kendilerine tabi kıldılar.

İlah edinmek anlamında ibadet;
Şimdi de üçüncü anlamıyla içinde "ibadet" kelimesi geçen ayetlere bir göz atalım. Bu arada ilah edinmek anlamındaki "ibadet" 'in Kur'an 'ın ifade buyurduğu gibi iki anlamı kapsadığını hatırda tutmalıyız.

Birincisi: Kişinin bir başkası için tapınma ve kulluk amacıyla sücud, rüku, kıyam, tavaf etmesi, kapı eşiğini öpmesi, adak ve kurban kesme vb.. davranışlardan birini göstermesidir. Bu şekilde kendisine tapınılan kimsenin başlıbaşına bir ilah olduğuna inanılmış olsun veya tüm ibadetler, onun şefaat ve yakınlığının elde edilmesi için yapılmış olsun yahut yüce ilaha ortak olduğuna ve bu dünya işlerinin yönetiminde yardımı ve katkısı bulunduğuna iman edilmiş olsun, bunun hiçbir önemi yoktur.

İkincisi: Kişinin bir kimseyi bu alemde sebebler nizamı üzerinde egemen zannederek isteklerini gerçekleştirmesi için onun dua etmesi, zarar ve felaketler karşısında ondan medet umması, korkuları esnasında malların ve canların yok oluşunda ona sığınması.

Kişinin bu türden tutumlarının ikisi de ilah edinip kulluk etmek manasına dahildir. Bunun delili aşağıdaki Kur'an-ı Kerim ayetleridir.

"De ki: Bana Rabb'imden (akli delilleriyle takviye eden) apaçık ilahi deliller gelince o sizin Allah'ı bırakıp dua ettiğiniz ibadet etmekliğimden kesin olarak menedildim..."(Mü'min- 66)

"Sizi ve Allah'tan başka dua ettiklerinizi bırakıp çekiliyorum. Rabb'ime dua ediyorum..."(Meryem- 48)

"İşte (İbrahim) onları ve Allah'tan başka ibadet ettiklerini bırakıp çekilince biz ona İshak'ı ihsan ettik..."(Meryem-49)

"Allah'ı bırakıp da kendisine kıyamete kadar cevap veremeyecek kişiye tapmakta olan kimseden daha sapık da kimdir? Halbuki bunlar, onların duasından habersizdirler."(Ahkaf- 5)

"İnsanlar mahşerde bir araya toplandıkları zaman bunları, onların düşmanları olurlar ve onların ibadetini inkar ediciler olurlar"(Ahkaf- 6)

Beş ayetin herbirinde Kur'an-ı Kerim bizzat açıklamıştır ki burada ibadetten maksat dua ve medet ummaktır.

"... Bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlardı ve çoğu onlara iman edicilerdi."(Sebe- 41)

Cinlere ibadet ve onlara imandan bu ayette kastedilen mananın ne olduğunu aşağıdaki Cin suresi'ndeki ayetler açıklamaktadır:

"Gerçekte şu da var:İnsanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kişilere sığınırlar."(Cin- 6)


Yukarıdaki ayette açıklanmıştır ki cinlere ibadetten maksat: Onlara sığınmak, korkularından, mal ve canların kaybından yine onlara sığınmaktır, keza cinlere imandan maksat da, muhafaza ve sığınma hususunda onların kudretine inanmaktır.

"Rabb'in onları da, Allah'tan gayrı ibadet ettiklerini de mahşerde bir araya toplayıp da:'Siz mi şu kullarımı saptırdınız, yoksa kendileri mi yollarını sapıttılar ?' diyeceği gün.Görürsün ki onlar şöyle demişlerdir:'Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka veliler edinmek bize yakışmaz..."(Furkan- 17,18)

Bu ayetin beyanından, mabutlardan maksadın salihler, peygamberler ve veliler olduğu açıkça anlaşılıyor. Onların ibadetlerinden maksat da, onların kul olmaktan üstün ve yüce bir mevkide olduklarına inanmak, ilahlık sıfatı ile nitelenebileceklerine, kötülüğe son verip, gaybi yardım gibi şeylere onların huzurunda onları ilahlaştırmaya varacak şekilde tazim ve takdis etmektir.

"...Allah onların hepsini mahşerde toplayacak, sonra meleklere: 'Bunlar size mi ibadet ediyorlardı? diyecek'. '(Melekler de): Seni (ortaktan) tenzih ederiz. Bizim velimiz onlar değil. Sensin..."(Sebe- 40,41)

Bu ayetlerde, meleklerin ibadetlerinden kastedilen mana cahiliyye halkının yaptığı gibi, onların hayal ürünü resimlerine ve heykellerine karşı gösterilen kulluk ve ubudiyettir. Bundan maksatları ise, bu dünya hayatına bağlı işlerinde onların yakınlıklarını ve yardımlarını kazanmak suretiyle onları hoşnut etmektir.

"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne bir zarar, ne bir faide veremeyecek olan şeylere ibadet ederler. Bir de: 'Bunlar -putlar- Allah yanında bizim şefaatçılarımızdır.' derler"(Yunus- 18)

"...Kendilerine O'ndan başka bir takım veliler edinenler (derler ki): 'Biz bunlara ancak bizi Allah' a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz..."(Zümer- 3)

Bu ayette de ibadetten maksat, ilah edinmektir. Yine burada onların ibadetlerindeki gayenin ne olduğu da açıklanmıştır.

Kulluk, itaat ve ilah edinmek anlamında ibadet
Az önce birbiri arkasına sıraladığımız misallerin hemen hepsi, Allah'tan başkasına yapılan ibadeti kapsamaktaydı. İbadet keilmesinin itaat ve kulluk manaları ile zikredildiği ayetlere gelince, bu ayetlerde mabuttan maksat ya şeytandır, yahut Allah'a itaat ve ibadette alternatif olarak kendilerine itaat ve ibadeti teşvik eden ve kendilerini Tağut kılan azgın kişilerdir, yahut da Allah'ın kitabını hiçe sayarak insanları, uygun gördükleri hayat düzeni ve yaşayış tarzına sürükleyen lider ve önderlerdir. 


İbadet kelimesini "İlah" manasında varit olduğu ayetlere gelince; bu ayetlerde mabuttan maksat, yol gösterme ve öğretilerine rağmen insanların kendilerini ilah telakki ettikleri salih kişiler, peygamberler ve velilerden yahut yanlış anlayışları dolayısıyla tabiat kanunu üzerindeki koruyucu Rab'lıkta ortak edindikleri cin veya meleklerden ibarettir. 

Veya bunlar, mücerred şeytanın teşviki ile namazlarını kıble ve ibadetlerine yön teşkil eden heykel ve hayali kuvvetlerden oluşmaktadırlar. Kur'an-ı Kerim, bütün bu mabutları batıl sayıyor. İnsanların onlara tapmasını, onlara itaat etmelerini, onların ilah telakki etmesini de büyük bir hata sayıyor. 

Bu ibadetin, onlara tapınılması, itaat olunması, yahut onları ilah kabul etmek şeklinde olması aynı şeydir. 

Kur'an ayrıca şunu da vurguluyor: Sizin tapmakta olduğunuz bu şeylerin hepsi Allah'ın kulları ve köleleri olup ibadet olunmaya müstahak değildir ve siz de onlara ibadet etmekle ümitsizlik, alçaklık ve musibetten başka bir şey elde etmiyorsunuz. Hakikatte onların da, yer ve göklerin de gerçek maliki bir olan Allah'tır. Bütün işler, bütün otorite ve selahiyetler O'nundur. İşte bundan dolayı da ibadet edilmeye layık yanlız O'dur.

"Allah'ı bırakıp dua ettikleriniz sizin gibi kullardır. Eğer davanızda doğru iseniz haydi onlara dua edin de isteklerinizi yerine getirsinler"(Araf- 194)

"Sizin Allah'ı bırakıp çağırdıklarınız ise imdadınıza yetişmeye güçleri yetmediği gibi hatta kendilerine de yardımları dokunmaz."(Araf- 197)

"Öndekilerini de arkalarındakini de O bilir. Bunları O'nun rızasına ermiş olandan başkasına şefaat etmezler. Bunlar O'nun korkusundan titreyenlerdir."(Enbiya- 28)

"Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. Hepsi de O'na boyun eğicilerdir."(Rum- 26)

"Yürür hiçbir mahluk hariç olmamak üzere hepsinin alnından tutan O'dur."(Hud- 56)

"Andolsun ki O, bunları cemiyyet olarak da saymış, fertler olarak da saymıştır."(Meryem- 94)

"De ki: Ey mülkün sahibi Allah. Sen mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onun kadrini yükseltir, kimi dilersen onu alçaltırsın. Hayır yalnız Senin elindedir. Şüphesiz ki Sen her şeye hakkıyla kadirsin."(Al-i İmran- 26)


Böylece Kur'an-ı Kerim, insanların o ibadet ettikleri şeylerin tümünün Allah'ın kulu ve onun karşısında aciz olduklarını açıkladıktan sonra, insanları ve cinleri ibadet kelimesinin muhtelif manalarıyla yalnız Allah'a ibadete, sadece O'na kulluk etmeye, ancak O'na itaatte bulunmaya, kişinin O'ndan başkasını ilah kabul etmemesine ve ibadetin hangi çeşidi olursa olsun bir hardal tanesi kadar bile olsa O'ndan başkasına yapılmamasına çağırıyor.

"Andolsun ki biz her ümmete, Allah'a ibadet edin, ve tağuttan kaçının diye tebliğat yapması için bir peygamber göndermişizdir.."(Nahl- 36)

"Tağut'tan, ibadet etmekten kaçınıp da Allah'a yönelenlere gelince Onlar için de müjde vardır."(Zümer- 17)

"Ey Adem oğulları, 'tağuta ibadet etmeyin. Çünkü o, sizi Rabbinizden ayıran bir düşmandır. Bana ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.' diye size emretmedim mi?"(Yasin- 60,61)

"Halbuki bunlar da ancak bir olan Allah'a ibadet etmelerinden başkasıyla emrolunmamışlardır."(Tevbe- 31)

"Ey iman edenler, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin en temiz olanlarından yeyin, Allah'a şükredin, eğer hakikaten O'na ibadet ediyorsanız."(Bakara- 172)


Allah-u Teala, bu ayetlerde boyuneğme, itaat, kulluk ve kölelikten ibaret olan ibadetin yalnız kendisine has kılınmasını emrediyor. Zaten ayetlerde buna dair açık işaretler vardır. Çünkü Allah-u Teala bu ayetlerde atalara, rahiplere, bilginlere, şeytanlara, tağutlara itaat etmekten sakınmayı ve bir olan Allah'a kulluk için gerekeni yapmayı emrediyor.

"De ki: 'Bana Rabbimden apaçık deliller gelince o sizin Allah'a bırakıp dua ettiklerinize ibadet etmekliğimden kat'i olarak menedildim."(Mü'min- 66)

"Rabbiniz şöyle buyurdu:'Bana dua edin, size icabet edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayanlar hor ve hakir cehenneme gireceklerdir."(Mü'min- 60)

"Eğer onlara dua ederseniz duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap vermezler. Kıyamet gününde de onlar sizin müşrikliğinizi tanımayacaklardır."(Fatır- 14)

"De ki: 'Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Halbuki her şeyi işiten, her şeyi bilen Allah'ın kendisidir."(Maide- 76)


Allah-u Teala bu ayetlerde "ilah edinme" manasını içeren ibadetin kendisine tahsis edilmesini emretti. Keza buna açık işaret, ayetteki "ibadet" kelimesinin dua manasında kullanılmış olmasıdır. Yukarıda geçen ve aşağıda gelecek olan ayetlerde Allah-u Teala'ya tabiat üstü koruyucu Rablığı konusunda ortak koştukları ilahlardan söz edilmiş bulunuyor.

Şimdi aklı selim sahipleri kolayca anlarlar ki Kur'an-ı Kerim'de Allah'a ibadetin zikredildiği her ayette ibadet kelimesinin çeşitli manalarından sadece birine hasredilmesini gerektirecek herhangi bir ifade bulunmuyorsa, o zaman bu gibi ayetlerde ibadet kelimesinden kastedilen kulluk, itaat ve ilah edinme manalarının her üçüdür.

Mesela gelen ayetlere bakalım:
"Şüphe yok ki ben, Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyle ise bana ibadet et..."(Ta-ha -14)

"İşte Rabbiniz olan Allah, O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. Herşeyi yaratandır. O halde O'na ibadet edin. O her şeyin üstünde güvenip dayanılacak mutlak bir vekildir."(En'am- 102)

"De ki, ey insanlar, eğer benim dinimden bir şüphede iseniz, ben Allah'ı bırakıp da sizin ibadet etmekte olduklarınıza ibadet etmem. Ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a ibadet ederim. Bana mü'minlerden olmaklığım emredilmiştir."(Yunus- 104)

"Sizin O'nu bırakıp ibadet ettikleriniz kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru adlardan başkası değildir. Allah bunlara dair hiçbir burhan indirmemiştir. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emreylemiştir."(Hud- 123)

"...önümüzde, ardımızda ve her ikisinin arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbın unutkan değildir.O göklerin, yerin ve onların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O halde sen O'na ibadet et ve ibadetinde de iyice sebat et..."(Meryem- 64,65)

"...Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi ortak tutmasın"(Kehf- 110)


Öyleyse ibadet kelimesinin bu ve buna benzer ayetlerde yalnız ilahlık veya sadece itaat ve kulluk manalarıyla sınırlandığına dair herhangi bir işaret yoktur. Bilakis Kur'an-ı Kerim buna benzer ayetlerde davetini en mükemmel şekilde ortaya koymaktadır. Şurası açıktır ki, Kur'an-ı Kerim, kölelik, itaat ve tapınmanın tümüyle ve bir arada olmak üzere yalnız ve halisen Allah'a ait olmasına davet etmektedir.

Buna göre; ibadet kelimesinin sadece bir manada dondurulması, doğrusunu söylemek gerekirse Kur'an çağrısının çok dar manalara sıkıştırılması demektir. Bunun kaçınılmaz sonucu ise Kur'an davetini böylesine dar kalıplar içerisinde düşünerek Allah'ın dinine inanan kimsenin, Kur'an'ın öğretilerine ancak sınırlı bir şekilde uyabilecek olmasıdır.