Soru ve Cevaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Soru ve Cevaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2017 Pazar

MÜZARAA (ZİRAAT ORTAKLIĞI)

Ziraat ortaklığıdır ki birisi arazisini diğeri işini ortaya koyar. Mahsul aralarında bölüştürülür.
Hasılatın bir kısmı karşılığında ziraatçılık üzerine yapılan bir ortaklıktır.
Ortaklığın geçerli olabilmesinin şartları
1- Ne kadar zaman devam edeceğinin tayin edilmesi gerekir,
2- Arazi ziraata elverişli olmalıdır.
3- Tohum miktarının ve cinsinin belli olması lazımdır.
4- Tarafların mahsulden alacakları hisseler tayin edilmelidir.
5- Arazinin çalışacak olan ortağa teslimi şarttır.  

GASP ETMEK (ZORLA BİR ŞEY ALMAK)

Zorla, zulüm olarak başkasına ait olan bir şeyi almaktır.
Hukuk tabiri olarak gasp başkasının mülkünde bulunup kıymet ifade eden bir malı haksız yere zorla alıp ele geçirmektir.
Bir şeyi gasp edenin, eğer duruyorsa, gasp ettiği yerde onu sahibine teslim etmesi lazımdır.
Gasp edilen mal harcanmış ve yok edilmişse misliyattan (yani benzeri verilebilecek mal cinsinden) olduğu takdirde mislini ödemek, misliyattan olmadığı (kıymeti ödenmesi gereken mal cinsinden olduğu) takdirde de gasp edildiği gündeki kıymetini ödemek gerekir. Eğer malın kıymeti eksilmişse bu noksanlık tazmin edilir.
Gasp edilen mal misliyattan olup çarşı-pazarda bulunamazsa dava günündeki kıymetini ödemek icab eder.
Gasb eden gasp edilen malın helak olduğunu iddia etse hakim, "dursaydı onu açıklardı" diye bir kanate sahip oluncaya kadar onu haps eder. Sonra bedelini ödemesine hüküm verir.  

İARE (ÖDÜNÇ VERME)

İare; menfaatları bedelsiz olarak bağışlamaktır. Bir malın kendisi bağışlanmaz, ödünç verilen ondan faydalanır.
Ödünç verilen mal, ödünç alan yanında bir emanettir. Ödünç alan kullananların değişmesi ile değişen bir durum yoksa ödünç aldığını bir başkasına ödünç vermeye hakkı vardır.
Ödünç veren zaman tahdidi koydu ise, ödünç verilen maldan, faydalanmayı, kullanma yerini sınırlandırdı ise ödünç alan bunlara aykırı hareket ederse zayi olduğunda o malın kıymetini öder. 
 

HİBE (BAĞIŞ)

Birşeyin karşılıksız olarak bağışlanmasıdır.
Hibe, icab, kabul ve kabz (ele geçirmek)la sahih olur. Bağışın yapıldığı meclisde hibe edenin izni olmadan hediyeyi almak caizdir. Ayrıldıktan sonra hediyeyi almak bağışlayanın iznine bağlı olur. Eğer daha önceden hibe edilen mal, kendi elinde bulunuyorsa mücerred kendisine bağışlanmış olmakla ona sahip olur. Bir babanın malını küçük çocuğuna hibe ettiğini söylemesi ile (kabz edilmesine lüzum olmadan) hibe akdi tamam olmuş olur. Küçük çocuğa yapılmış olan bağışı velisi, annesi ve bizzat kendisi ele geçirince küçük ona sahip olmuş olur.
Hibe akdi, hibe edenin "hibe ettim, bağışladım, verdim, bu yiyeceği sana verdim yaşadığın müddetçe bu evi sana verdim" vs sözleri ile meydana gelir.
Hibeye niyet ettiği zaman "bu hayvana seni bindirdim " sözü ile yine "bu elbiseyi sana giydirdim" gibi ifadeler ile hibe akdi meydana getirilmiş olur.
Taksim edilemeyen ortak bir maldaki muayyen bir hisseyi bağışlamak caizdir. Fakat taksim edilebilirse caiz olmaz.  

VAKIF

Bir malın kendisi sahibinin mülkü hükmünde kalmak üzere sağladığı faydanın belli bir gaye ve yöne tahsis edilmesidir.
Vakfetmek, malı sahibinin mülkü olmak üzere bırakmak ve o malın menfaatlarını sadaka olarak vermek demektir. Hakimin kararı ile tescil edilmeyen mal sahibinin vasiyetine bağlı bulunmayan vakıf geçerli olmaz.
Bir kimsenin, başkası ile ortak bir yerini hakimin kararı olmadan vakfetmesi caiz olmaz.
Vakfın caiz olabilmesi için sonucunu hiç kesintiye uğramayan ebedi bir yöne çevirmek şarttır.
Vakıf olan mal satılamaz ve bir kimseye mülk olarak verilemez. Vakfeden tarafından şart olmasa daha vakfın ayakta durması için herşeyden önce geliri ile vakfın tamiratı yapılır.
Vakıf yapan kimsenin hayatta kaldığı müddetçe vakfın gelirinin tamamını veya bir kısmını kendisine ayırması caiz olur. Mütevelli olmak hakkı da vardır.
Mütevelli güvenilir bir kimse değilse, hakim, vakfı bunun elinden alır ve başka bir mütevelli tayin eder.
Bir mescid yapan kimse onun yolunu kendi yerinden ayırıp içinde insanların namaz kılmalarına izin vermediği müddetçe bu bina kendi mülkiyetinden çıkmaz.
Hastalık halinde yapılan vakıf vasiyyet olur.
Vakıf olan bir kervansaraya ihtiyaç kalmazsa onun vakfı, kendisine en yakın olan diğer kervansaraya nakledilir.  

LUKATA (KAYBOLAN MAL)

Bulunan bir malı yerden alıp kaldırmak, ona hiç dokunmamaktan daha iyidir. Eğer o malın zayi olacağından korkulursa onu alıp saklamak vacib olur.
Lukatayı bulan onu sahibine vermek için aldığına şahid tutarsa, yanında emanet olarak kalır. Sahibine vermek için aldığına şahit tutmamışsa (telef ettiğinde) onun kıymetini öder. Kaybolan malı bulan bundan sonra artık sahibi aramaz diye bir kanaata sahip olacağı zamana kadar bulduğunu ilan eder. Bundan sonra malın sahibi gelirse malını alır. Gelmezse bulan isterse fakirlere sadaka olarak dağıtır, isterse de yanında tutar. Fakirlere verildikten sonra sahibi gelir de bu tasadduku kabul ederse, sevabı kendisinin olur. Kabul etmezse onun kıymetini bulana veya fakire ödetir. Eğer fakirin elinde aynen duruyorsa, malını geri alır. Fakir veya bulandan kıymetini hangisi öderse, diğerine dönüp de onu alamaz. Bulunan mal bir zengine sadaka olarak verilemez. Bulan fakir ise kendisi faydalanır.
Bozulacak malların ilanı bozulmalarından korkulduğu zamana kadar yapılır.
Bulunan malın ilanı, insanların toplu bulundukları yerlerde ve malın bulunduğu yerde yapılır.
Bir kimse, bulunan malın kendisinin olduğunu iddia ederse delil getirmesi icab eder. Eğer onun işaretlerini söylerse malın ona verilmesi caiz olur. Fakat bulana vermesi için zorlanamaz.  

VEDİ'A (EMANET BIRAKILAN MAL)

Emanet bırakılan mal, onu alanın yanında korunması için bırakılır. Bundan dolayı doğruluğu ve dindarlığı ile tanınan birisinin yanında bırakılması adet olmuştur. Vedia meşru bir akittir. Bırakılan mal emanet olup borç değildir.
Hz. Muhammed (s.a.v.); "hıyânet etmeyen emanetçiye ve hıyanet etmeyen ödünç mal alana ödeme yoktur" buyurmuştur.
Bir kimse emaneti kabullendiği zaman onu korumak kendisine vacib olur. Çünkü bir akit ile onu korumayı üzerine almıştır. Ailesi de, emaneti korumayı üzerine almış olur. Ancak, yangın veya bir başka tehlikeli durum olur ise; bir komşuya emanet edilebilir veya bir başka yere nakl edilebilir.  

ŞİRKETLER (ORTAKLIKLAR)

Şirket; karışım ve ortaklığın sabit olması demektir. Ortaklık iki kısımdır.
Mallarda Ortaklık
Mufaveze ortaklığı
Ortaklar, tasarruflarında, borç alıp vermede ve şirkete elverişli olan mallarda eşit haklara sahiptirler.
Bu ortaklığın sahih olabilmesi için her iki ortağın da; hür, akıl-baliğ, müslüman olması veya her iki ortağın zımmi olması gereklidir.
Mufaveze ortaklığı ancak akit yapılırken "mufaveze" kelimesinin söylenmesi ile veya bu ortaklığın gerektirdiği bütün hususiyetler açıklanarak kurulur. Bu ortaklıkda malların teslim edilmesi ve iki ortak malının birbirine karıştırılması şart değildir. Bu şirketi kuranlar birbirlerinin vekili ve kefili olurlar. Ortaklardan birinin aldığı mal şirket adına alınmış olur. Ancak aile ve çocuklarının ekmeği, katığı, giyecekleri ve ortağın kendi giyeceği bu hükmün dışındadır.
Şirket-i İnan: Ortaklardan birisinin sermaye olarak koyduğu mal diğerinin koyduğu maldan fazla olabilir. İkisi de ortaklık işinde çalıştıkları zaman bir tarafın malında, iki fazlalığa rağmen kâra eşit şekilde ortak olabilirler veya ortaklık işinde çalışan için fazla kâr şartı konulabilir.
Ortakların sermaye olarak koydukları malları eşit olduğu halde kâr ve zararın farklı dağıtımını şart koşmuşlarsa, kâr şarta göre, zarar ise sermayedeki mallarına göre taksim edilir.
Şirket-i inanda ortaklar birbirlerinin vekilidir. Fakat birbirilerine kefil değillerdir.
Sanayi ortaklığı (İş Ortaklığı)
Aynı işi yapan veya işleri değişik olan iki sanatçının müşterek iş kabul etmelerine "sanayi ortaklığı" denir. Kazandıkları aralarında bölüşülür. Böyle bir ortaklık kurmak caizdir.
Ortaklardan birinin aldığı, kabullendiği bir işi yapmak diğer ortak üzerine de şarttır. Bu bakımdan işveren kimse ortaklardan herhangi birinden işin yapılmasını isteyebilir.
Vücuh ortaklığı (İtibar ortaklığı)
Sermayeleri olmadığı halde sırf itibarlarına dayanarak veresiye mal satın alıp satmak üzere iki kimsenin ortaklık kurmasına vücuh ortaklığı denilir. Bu ortaklıkda her ortak diğer ortağın vekili olur. Satın alınacak malın aralarında eşit olduğu şartı koşulmazsa, sağlanan kardaki hisseleri de eşit olur ve bunda bir ortağın fazla kar alması caiz olmaz.

MUDAREBE ORTAKLIĞI
Bu ortaklıkda çalışan (mudarıb) sermaye sahibinin karda ortağıdır. Çalışan ortağın sermayesi, ticaret için gezip dolaşmaktır. Sermaye, çalışacak olan ortağın yanında emanet olarak bulunur. Çalışan ortak, sermayeyi işletmeye başlayınca sermaye sahibinin vekili olur. Kar yapınca da ortak durumuna geçer. Eğer karın tamamı çalışan ortak için şart koşulmuşsa sermaye ona ödünç verilmiş olur. Karın tamamı sermayedar için şart koşulmuşsa bu "kar tamamen kendisinin olmak üzere başkasına sermaye vermekten ibaret bir anlaşma" olur. Mudarabe ortaklığı fasid (bozulunca) olunca, bu bir fasid kiralama (işçi tutma) olmuş olur. Mudarib (çalışmayı üzerine alan ortak) anlaşma şartlarına aykırı hareket ederse gasp eden hükmünde olur. Bu ortaklık, kar her iki ortak arasında orantılı olmak şartı ile geçerli olur. Eğer ortaklardan birine önceden belli bir miktar para kararlaştırılmışsa ortaklık bozulur. Ortaklık bozulduğu zaman kar, sermaye sahibi olan ortağın olur. Çalışan ortak işçi olarak emsallerine göre ücret alır. Zarar, çalışana aittir şartını koymak geçersizdir. Sermayenin çalışana teslimi şarttır. Çalışan ortağın peşin veya veresiye olarak satmak ve satın almak, kendisine vekil tayin etmek, yolculuk yapmak ve karı ortaklığa ait olmak üzere başkasına sermaye vermeye hakları vardır.
Sermaye sahibinin izni olmadan yahut kendi görüşüne göre hareket et denilmeden çalışan ortağın ayrıca bir mudarabe ortaklığı kurmaya hakkı yoktur.
Mudarib, sermaye sahibinin tayin ettiği beldenin dışına çıkamaz ve tayin edilen ticaret malından başka malın ticaretini yapamaz ve yine belirtilen tüccardan başkası ile ticari muamelelerde bulunamaz. Sermayedar, ortaklık için bir müddet koymuşsa bu müddetin geçmesi ile ortaklık sona erer. 

KEFALET

Bir şeyin istenmesi hususunda kefilin zimmetini, asilin (borçlu) zimmetine katmaktır.
Ancak bağışlamak hakkına sahip olan kimseler kefil olabilir. Kefalet iki kısımdır ve bunlara kefil olmak caizdir.
Nefse kefalet, mala kefalet. Nefse kefalet akdi, kefil olacak kimsenin "onun kendisine" veya "onun boynuna kefil oldum" sözleri ile meydana geldiği gibi, bedenin tamamını ifade eden her hangi bir uzva ve beşde bir, onda bir gibi orantılı bir cüzüne kefil olmakla da meydana gelir.
Mala kefalet akdi ; "onu tazmin ederim, şu borç benim üzerimedir, ödemek bana aittir, ben borca kefilim, ben onun borcunu ödemeyi kabul ettim" gibi sözlerle meydana gelir.  

VEKALET

Vekatelin sahih olabilmesi için müvekkil (kendi yerine vekil tayin eden) in tasarruf etmeye sahip olması ve tasarruflarından doğan hükümleri yerine getirmesi gerekir.
Vekilin de yetkili kılındığı işe aklının ermesi ve o işi benimsemesi şarttır. Müvekkilin bizzat kendi başına yaptığı akitlerde bir başkasını vekil tayin etmesi caizdir. Her çeşit hukuk davalarının ve haklarının alınması, verilmesi için vekil tayin etmek caizdir. Ancak had ve kısas cezasını gerektiren davalarda vekil tayin etmek caiz olmaz. Çünkü müvekkil olmadan had ve kısas cezalarına ait hakkın istenmesi caiz olmaz.
Müvekkilin, hasta veya yolcu olması müstesna hasmın rızası olmadan bir davaya vekil tayin etmek caiz değildir.
Vekil satın aldığı malı müvekkiline teslim ederse, müvekkilin izni olmadan maldaki kusur yüzünden onu geriye iade edemez. Müşteri satın aldığı malın bedelini müvekkile vermemek hakkına sahiptir. Fakat müvekkile ödemesi de caiz olur. Vekilin, müvekkili adına yaptığı her akitten doğan haklar müvekkile ait olur.
Bir malı satın almaya vekil tayin eden kimsenin; o malın vasfını, cinsini veya ödenecek bedelin miktarını söylemesi gerekir. Ancak vekile "uygun gördüğünü al" denilirse bir açıklamada bulunmak gerekmez.
Belirli bir malı satın almaya vekil tayin edilen kimsenin o malı kendisine almaya hakkı yoktur. Para cinsi belirtilmeden bir malı satın almaya vekil olan kimse onu yürürlükde olan o devletin parası dışında herhangi bir para cinsi ile alırsa veya müvekkil tarafından cinsi bildirilen paradan başka çeşit para ile satın alırsa yahutda vekil kendi yerine başka bir vekil tayin ederse alış-veriş kendi adına yapılmış olur.
Eğer satın alınacak mal belirtilmemişse vekil bunu kendi adına satın almış olur. Ancak parasını müvekkilin malından öderse veya müvekkil için satın almaya niyet etmişse mal müvekkil için satın alınmış olur.  

18 Kasım 2017 Cumartesi

KISMET (HİSSELERİN BÖLÜNMESİ)

Ortaklığa son vermek, birden fazla kimsenin bir maldaki karışık ve orantılı hisselerini birbirinden ayırd etmek demektir.
Aynı cins malların taksiminde ortaklardan biri taksime yanaşmazsa mecbur edilir. Taksim edilecek ortak mallar ayrı ayrı cinslerden olunca taksime yanaşmayan ortak zorlanamaz.
Ortakların kendi kendilerine taksim yapmaları caizdir. Çocuğun yerine velisi veya vasisi taksim yapar.
Bütün ortaklar kendi hisselerinden fayda temin edebiliyorlarsa onlardan biri isteyince taksim yapılır. Eğer ortaklar zarar görüyorlarsa taksim yapılmaz. İki ortaktan biri taksimden sonra hissesinden fayda sağladığı halde, diğeri zarar görecekse, faydalananın isteği ile mahkeme taksim yapar. Müşterek olan konaklar, araziler ve dükkanlardan her biri ayrı ayrı taksim edilir. Her ev ise ayrı bir hisse olur. Binanın üst katındaki iki hisseye karşılık alt kat bir hisse olur.
Paralar, ortakların rızası olmadıkça taksime dahil edilmezler.
Taksim edicinin,ortaklar arasında kur'â çekmesi gerekir. Kur'â'da herkes kendi ismine çıkan hisseyi alır.
Hakim veya onun vekili taksim yaptığı zaman bundan hiçbir hissedarın dönmeye hakkı yoktur.
Ortaklardan birine düşen hissede, diğerine ait önceden şart koşulmayan su yolu veya yol bulunur ve bunları başka tarafa döndürmenin de imkanı olmazsa taksim fesh edilir.
Ortaklar, hisselerini aldıklarını ikrar ettikten sonra onlardan biri kendine düşen hissenin bir kısmının ortağının elinde olduğunu iddia etse delilsiz kabul olunmaz. Bölenlerin, ortaklar arasındaki anlaşmazlıklarda şahitliği kabul edilir.
Ortaklardan birinin yahut hepsinin ölümü ile menfaatı bölüşme akdi bozulmaz. Ortaklardan birinin taksim istemesi ile muhayee akdi (bölüşülmesi mümkün olmayan bir şeyi sıra ile kullanma) bozulur.
Bir konakta iki ortağın nöbetleşe oturmaları veya alt katta birisinin üst katta diğerinin ikamet etmesi üzerine yapılan anlaşma caiz olur. Ortaklardan her birinin, kendine düşen menfaatı kiraya vermeye ve gelirini almaya hakkı vardır.  

REHİN

Bir malı onunla alınabilmesi mümkün olan bir hak karşılığında haps etmektir. Rehin, borcu almanın bir garantisi olarak meşru kılınmıştır.
Rehin veren, malının haps edilmesi yüzünden rahatsız olur. Bunu kaldırmak için borcunu ödemede acele eder ve malının faydasına kavuşur. Rehin alan da hakkını almış olur.
Allahu Teâlâ; "Yolculukda olur da yazacak bir kâtib bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin kâfîdir" (Bakara sûresi, âyet: 283) buyurmuştur.  

İCARE (KİRAYA VERME)

Kira; menfaatların satışından ibarettir.
Kirada menfaatların ve ücretin belli olması şarttır. Alış-verişde bedel olmaya elverişli olan mallar kira ücreti olmaya da elverişlidir. Kira şartlarla fâsid olur.
Alış verişte olduğu gibi kirada da görme, seçme kusur olmak üzere üç seçenek vardır.
Kiradan da karşılıklı vaz geçilebilir ve fesh edilebilir.
Menfaatlar; belli bir müddet araziyi ekmek ve yine belli bir müddet evde oturmak gibi müddet tayin etmekle yahut elbisesinin boyanacağını ve dikileceğini belirtmekle ve hayvan kiralarken taşınacak yükü veya binilecek mesafeyi belli etmekle bilinir. Menfaatlar işaretle de tayin edilir (gıda maddelerini taşımak için gibi).
Bir ev yahut dükkan kiralayan kimsenin orada oturma hakkı olduğu gibi istediğini de oturtmaya hakkı vardır ve dükkanda da dilediği işi yapmak hakkına sahiptir.
Ancak eğer baştan söylenmemişse demircilik, değirmencilik gibi işler kira akdinden sayılmaz.
Ziraat için kiralanan bir araziye, ekilecek şeyin beyan edilmesi, yahut arzu edilen şeyin ekileceğinin bildirilmesi şarttır.
Bina yapmak yahut ağaç dikmek için bir yer kiralayan, müddetin bitiminde o yeri aldığı gibi boş teslim etmesi borcudur.
Arazi, binayı yıkmakla, ağaçları sökmekle kıymetinden düşecek olursa mal sahibi bunların yıkılmış ve sökülmüş durumdaki kıymetlerini kiracıya borçlanır ve onları mülkiyetine geçirir. Arazi, bunların sökülmesiyle kıymetinden birşey kaybetmeyecekse sahibi dilerse kiracıya kıymetlerini ödeyip mülkiyetine geçirir. Bu, kiracının rızası ile mal sahibinin olur.

İşçi çeşitleri ve hükümleri:
Müşterek olan işçi kendisinden istenen işi yapmadıkça ücreti hak edemez. Kendisine bırakılan mal da emanet hükmünde olur.
Kendi kusur ve fiili sebebiyle olmadıkça telef olmaları yüzünden kıymetlerini ödemez. Ancak, kendi fiili sebebiyle bu mallar telef olursa onların kıymetlerini öder.
Kiralanan maldan menfaat sağlanınca ve istenen iş yapılınca mal sahibi veya işçi ücrete hak kazanırlar.
Kira mukavelesinde, ücretin peşin verilmesi şart koşulunca ücretin peşin verilmesi gerekir. Peşin şartı olmadan peşin verilmişse yine ücrete hak kazanılmış olur.
Kiralanan mal teslim alınınca, belirtilen müddet zarfında ondan faydalanılmasa bile yine kira ücretini vermek gerekir.
Kiracıdan mal gasp edilince kira ücreti düşer. Ev sahibi, her günün ücretini istemek hakkına sahiptir.
Sanatkâr kendisinin yapması şart koşulan bir işi başkasına yaptıramaz. Mal sahibinin kiracıya "bu dükkanda şu işi yapacaksan aylığı şu kadar, şu işi yapacaksan aylık şu kadar, demesi câizdir. Kiracının bu ikisinden hangisini yaparsa ona göre kira ücreti ödemesi gerekir.
Kira bozulduğu zaman kira mukavelesinde belirtilen ücret değil de emsal ücret vermek gerekir. Bu ücret akit yapılırken tayin edilen ücretden fazla olamaz.
Kaç aylık olduğu söylenmeden her aylığı şu kadar liraya olmak üzere bir ev kiraya verilse, bu bir ay için sahih, diğer aylar için ise fasid olur. Ancak belirli aylar zikrederse caiz olur.
Belli bir ücret karşılığında süt anası kiralamak caizdir.
Fıkıh ve Kur'an öğretmek, imamlık yapmak, ezan okumak ve hac etmek gibi bir takım farz olan ibadetleri yapmaya karşılık ücret vermek caiz değildir.
Günah olan işleri yapması için ücretle birini tutmak câiz olmaz.
Özür sebebi ile kira akdi fesh olur.
Ticaret yapmak için dükkan kiralayan iflas ederse, yahut bir malını kiraya verenin borcu olup başka da malı bulunmasa kira akdi fesh olur.  

ŞUF'A HAKKI

Satılan mülkü ona komşu veya ortak olanın mülküne katmaktır. O yere komşu olan, alan ve satan razı olsa da olmasa da o yeri satılmış olduğu fiyattan kendi yerine katar.
Şuf'a işlemi ancak akar (gelir getiren) olan mülklerde olur.
Akarın (gelirin) taksim edilebilir veya taksim edilemez olması arasında fark yoktur.
Şuf'a; geliri, mal sayılan bir bedel karşılığında başkasına mülk edindirmekle icab eder.
Şuf'a hakkı, ancak satıştan sonra olur ve şuf'a hakkı olanın, satılan yerin şuf'a hakkı olan olduğunu söylemesi ve o yeri istediğine ait şahit tutması ile kararlaşır.
Şuf'a hakkı olan, satılan akarı (müşterinin rızası veya hakimin hükmüne dayanarak) almakla mülkiyetine geçirir.
Şuf'ada müslüman, zımmi, ticaret yapmasına izin verilen, eşittirler.
Şuf'a hakkı, sırası ile şu kimselerindir:
Satılmış olan malda ortaklığı olan, satılmış olan malda (su hakkı, yol hakkı gibi) bir hakkı olan, satılmış olan yere bitişik komşu olanlar.
Şuf'a davasını geri bırakmakla bu hak düşmez.
Satın alma hakkı olan, satışı öğrendiği zaman hemen o meclisde, satılan akarı istediğine şahit tutmalıdır.
Mümkün iken şahit tutmayanın şuf'a hakkı kaybolur.
Satılan akar daha henüz mal sahibinin elinde bulunuyorsa satın almak isteyen mal sahibine karşı, yahut müşteriye karşı veya akarın yanında şahit tutar.
Satın alma hakkı olanın, akara verilmiş olan bedel misillerinden ise mislini, kıymetlerinden ise kıymetini ödemesi borcu olur.
Şuf'a hakkının kalkması
Satın alma hakkı olanın ölümü, Şuf'adarın, şuf'a hakkının tamamından veya bir kısmından vaz geçmesi, satın alma hakkı olanın bir bedel karşılığında müşteri ile sulh olması, şuf'adarın mahkemece şuf'aya hüküm verilmeden önce malını satması ile, satılan akarın zararını satın alana tanzim etmesi, satın alandan o akarın satışını veya kirasını pazarlık etmesi ile şuf'a hakkı kalkar.
Şuf'a hakkı, müşterinin ölümü ile kalkmaz.
Satıcının vekilinin şuf'a hakkı yoktur. Fakat müşterinin vekilinin şuf'a hakkı vardır.
Müşteri falan kimsedir denilip satın alma hakkı olan o kimse için şuf'a hakkından vaz geçse ve sonra da başkası olduğu anlaşılırsa satın alma hakkı olanın şuf'a hakkı devam eder.
Akar, söylenildiği fiyatdan satılmışsa, öğrenilince, geçse sonra daha az bir fiyata, yahut ölçülen şuf'a hakkı baki kalır.
Şuf'a hakkı gerçekleşmeden önce müşterinin, şuf'ayı düşürmek için hile yapması kötü görülmez. Hissesinin bir kısmını satan sonra geriye kalan hissesini de satarsa şuf'a ilk hissede olur, başkasında olmaz.
Müşteri akarı veresiye almışsa satın alma hakkı olan isterse parasını hemen verir isterse de vadesi dolduktan sonra verir ve sonra malı teslim alır.  

SARF NEDİR?

Para cinslerinin birbiri ile satışı demektir. Birbiri ile satılan, yani mübadele edilen bu iki paranın basılmış, dövülmüş ve külçe halinde olmaları farksızdır.
Gümüş, gümüş karşılığında, altın da altın karşılığında satılacağı zaman eşit ağırlıkda ve peşin olarak alınıp verilirler. Altın ve gümüşte yenilik ile kuyumculuk işine itibar edilmez.
Altın altın karşılığında gümüş de gümüş karşılığında toptan satılır ve aynı meclisde bunların eşit ağırlıkda oldukları anlaşılırsa, alışveriş akdi geçerli olur. Alınan ve satılan birbirinden farklı ağırlıkta iseler bu akit muteber olmaz.
Altın ile gümüşün birbiri ile değişimi, aynı mecliste teslim alınmaları şartı ile fazlalıklı olarak ve toptan caiz olur.
Bir kimse süslü bir kılıcını onun süsünden daha çok bir bedel karşılığında satarsa caizdir.  

SELEM NEDİR?

Peşin paraya veya peşin mala karşılık veresiye bir mal almaktan ibarettir. Selem, kıyasa aykırı olarak meşru olmuştur. Çünkü bu, bir mal olmadan önce onu satmaktır.
Bunun meşruluğu şu ayete göredir: "Ey iman edenler (yaptığınız alış-veriş sonunda) muayyen bir vade ile birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın (senet yapın)" (Bakara suresi ayet 282).
Malın vasıfları ve miktarı biliniyor ise selem satışı caizdir, bilinmiyor ise caiz değildir.
Selem akdi ile satışın sahih olması için şu şartlar aranır: Malın cinsini belli etmek (Buğday, hurma gibi). Malın nevini belli etmek (ova mahsulü veya kır mahsulü gibi).
Vasıflarını belirtmek (eski veya yeni, taze gibi)
Malın vadesini, yani teslim edileceği zamanı tayin etmek,
Malın miktarını belli etmek (ölçüsünü veya kilosunu belirtmek),
Eğer nakledilmesi gereken yük ve zorluğu var ise malın teslim edileceği yeri bildirmek,
Sayı, ölçü ve tartı ile satılan malların karşılığında verilen para miktarını belirtmek,
Selem satışı yapılan yerden ayrılmadan parayı peşinen almak.
Mevsimi geçmiş ve piyasadan çekilmiş mallarda (meyveler vs.) ve (aralarında büyük farklılıklar olacağından) mücevheratta selem akdi yapmak sahih değildir.
Hayvanlarda, etlerinde baş ve ayaklarında ve derilerinde (hayvandan hayvana bunlar farklılıklar göstereceğinden) selem yolu ile alış-veriş yapılmaz. Tuzlu balıkların, tartarak selem ile satışları caizdir.
Miktarı bilinmeyen muayyen bir ölçü kabı ile selem akdinde bulunmak sahih olmadığı gibi, muayyen bir köyün yemeğinde de selem yolu ile alış-veriş olmaz.
Elbisenin uzunluğu, genişliği, yaması belirtilince bunlarda selem akdi yapmak caiz olur.
Teslim edilmeden önce selem ile satılan eşyada tasarruf caiz olmadığı gibi bu malın bedelinde de tesliminden önce tasarruf caiz değildir.
Bir sanatkara siparişde bulunmak caizdir. Müşteri sipariş ettiği malı görünce alıp almamakta serbesttir. Müşteri görmeden önce sanatkârın o malı satmaya hakkı vardır.
Eğer malın teslimi için bir müddet tayin edilmişse artık selem meydana gelir.  

TEYEMMÜM

Teyemmüm; "temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye, teyemmüme niyetle elleri vurup, yüzü ve kolları meshetmeye" denir. Suyun olmadığı yahut kullanılması mümkün olmadığı zaman gusül ve abdest yerini tutar. Farziyeti kitap ve sünnetle sabittir.
Farzları: 1- Niyet etmek, 2- Toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri iki defa vurup birincide yüzü, ikincide kolları mesh etmektir.
Alınışı: Kollar sıvanır, ne için teyemmüm edeceksek ona niyet edilir. Euzu besmele çekip parmaklar açık bir durumda eller toprağa vurulur. Yüzün tamamı iki el ile mesh edilir, sıvazlanır. Tekrar eller toprağa vurulup sol el ile sağ kol, sağ el ile sol kol dirseklerle beraber mesh edilir, sıvazlanır.
Teyemmümü Bozan Şeyler: Abdesti bozan şeyler teyemmümü de bozar. Bir özürden dolayı, abdest ve boy abdesti alınama-mışsa, özür ortadan kalkınca teyemmüm bozulur. Teyemmüm eden kimse suyu gördüğü zaman veya suyu kullanma engelleri ortadan kalkınca teyemmüm bozulur. 

BOY ABDESTİ (GUSÜL)

Gusül; "hiç bir kuru yer kalmamak üzere tepeden tırnağa kadar bedenin her tarafını yıkamak" demektir.
Alınışı: Önce besmele çekilir, niyet edilir. Eller bileklere kadar yıkanır. Üzerinde bir pislik varsa, avret mahallinde de pislik olmasa dahi yıkanır. Sağ avuca su alınıp ağza çekilir, boğaz ve dişlerin arası üç kere çalkalanır. Oruçlu ise, boğazdan su kaçmamasına dikkat edilir. Sonra sağ elle burna üç defa su çekilir. Her defasında sol elle sümkürülür. Daha sonra namaz abdesti gibi abdest alınır. Ayakların altında su toplanırsa ayakların yıkanması en sona bırakılır.
Abdestten sonra, önce başa sonra sağ ve sol omuzlara üç kere su dökülür ve her seferinde vücut oğuşturulur. Hiç bir kuru yer kalmayıncaya kadar bütün vücut yıkanır. Göbek çukuru, küpe delikleri, saç ve sakal dipleri ve kulak kıvrımlarının ıslanmasına dikkat gösterilir. Vücutta yara var ise yaranın durumuna göre işlem yapılır.
Farzları: Ağıza su alıp boğaza kadar çalkalamak, buruna su çekip yıkamak, bütün vücudu yıkamak.
Sünnetleri: Gusle besmele ile başlamak, gusle niyet etmek, bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek, avret yerini yıkamak, gusülden evvel abdest almak, bedenine üç defa su dökmek ve her defasında su bedenini kaplamak, suyu bedenin her tarafına ulaştırmak, su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omuzuna, sonra sol omuzuna dökmek, ilk defa döktüğü zaman bedeni oğmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak, ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.
Boy Abdestini Gerektiren Haller:
Cinsi münasebette bulunmak, cinsi münasebet olmadan şehvetle meninin gelmesi, uykudan uyanan bir kimsenin üzerinde yahut elbisesinde ıslaklık görmesi, Kadınların adet görmesi ve lohusa olması.  

MESH ETMEK NEDİR?

"Ayakları topukları ile beraber örten ve adi yürüyüşle birbiri ardınca oniki bin adım veya daha fazla yürüyebilen, içine kolayca su almayan ve herbirinin topuklarından aşağısında ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, sökük, yırtık bulunmayan, bağsız olarak ayakta duracak kadar kalın olan ayakkabı"ya mest denir.
Abdestli iken ayağa giyilmiş bulunan bir meste tekrar abdest alınırken mesh olunur. Yolcu olmayanlar yirmidört saat mest üzerine mesh yapabilirler. Yolcu olanlar üç gün üç gece, yani yetmişiki saat ayaklarını hiç çıkarmadan sade mest üstüne meshederler.
Mesh şöyle olur: Abdest azalarını yıkayıp sıra ayağa gelince, evvela sağ elini su ile ıslatıp, sağ ayağının ucundan başlıyarak inciğine doğru topukları aşmak üzere mestin üzeri ıslak üç parmakla, parmaklar açık olarak ve el ayası dokunmayarak yukarı doğru sıvanır. Sonra sol el ıslatılıp sol ayak da böyle mesholunur.
Meshin caiz olmasının şartları şunlardır:
a- Mestler abdestle giyilmiş olmalı,
b- Kundura gibi olmayıp, ayağın topukları görünmemeli,
c- Ayağa giyilen bu ayakkabı dayanıklı ve ayağın yürümeye tahammül edebileceği şekilde rahat olmalı.
d- Her bir mestin topuklarından aşağıda ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, yırtık ve sökük olmamalı. Birinde bir parmak, diğerinde iki parmak olursa zarar vermez. Yırtıldığı halde açılmaz ve ayak görünmezse yine zarar vermez.
e- Bağsız ayakta durabilecek kadar katı olmalı,
f- Ayağa su almamalı, suyu emerek ayağa ulaşmasına engel olmalı,
g- Her ayağın ön tarafında hiç olmazsa, elin küçük parmağıyla üç parmak kadar aralık, yaratılıştan mevcut olmalıdır.
Sargı ve Yara Üzerine Meshetmek
Abdest azalarından birinde, kırık çıkık, yara ve çıban gibi bir şey olduğu zaman su zarar verecek olursa mesh edilir. Zarar vermeyecekse mesh edilmez. Sargı üzerine mesh edilecekse, el ıslatılır ve sargılı olan yerin üzeri ıslak el ile sıvazlanır.  

TEMİZLİK (TAHARET)

Müslümanlığın esası temizlik üzerine kurulmuştur. Temiz olmayan bir insanın imanı yarı yarıya eksiktir; imanı, kamil değildir. Müslümanın her şeyi temiz olmak zorundadır. Yaşadığı yer, namaz kılacağı mahal, bedeni, elbisesi temiz olacaktır.
Dinimiz iki türlü temizliği emretmektedir.
a- Hadesten temizlenmek: Yalnız bedene mahsus "hükmî pislik"tir. Abdestsizlik ve gusülsüzlük gibi.
b- Dinde pis sayılan ve göze görülen şeylerden temizlenmek "hakîki pislik"tir. Elbise ve namaz kılınacak yerin pisliği gibi.