18 Kasım 2017 Cumartesi

İSLÂMİYETİN HAYATA BAKIŞI

Bütün cihana hükmeden İslâmiyet; iman, ahlâk ve sosyal hükümlerinde insan fıtrat ve tabiatına aykırılık arzetmez. Geçmiş bütün İlâhî dinleri ve kitapları tasdik eder. İslâmın inanç ile alâkalı hükümleri; akla, tabiat hükümlerine ters düşmediği gibi, insan gücü ve kuvvetinin üstünde hayret uyandıracak harikulâde şeyler üzerine değil, akıl ve delili, isbatı gerekmeyen şeyler üzerine kurulmuştur.
Pozitif ilimlerle ve zamana uygun fikirlerle aykırılık göstermez.
İslâmda akıl, ilim ve hikmetin mevkii çok yüksektir. Hürriyet ve hukukda eşitliği sağlam bir şekilde tesbit etmiştir. Uydurma hikayelere, mitolojiye, aslı esası olmayan şeylere, zanlara, şüphelere inanmayı yasaklar.
Hayata intizam, fikre yükseklik verir. Bütün hükümleri kolaylık üzerine kurulmuştur. İslâmın en büyük düşmanı cehalet, hurafeler, keyfi idare, zulüm ve haksızlıktır.
İslâm, daima adaleti, ilim, irfan ve hüner sahibi olmayı emreder.  

İSLÂMİYET'İN BÜTÜN İNSANLIĞA HİTAB ETMESİ

İslâm Dini, İlahi dinlerin sonuncusudur. Tebliğ eden Muhammed Mustafa Aleyhisselam da peygamberlerin son halkasıdır.
Peygamberliği yalnızca belli bir toplum ve millet için olmayıp, bütün insanlık âlemi için gönderilmiştir.
Tebliğ ettiği İslâm Dini'nin hükümleri genel olup, her zaman ve mekânda yaşayacak olan bütün milletlerin, insan topluluklarının ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek şekildedir.
İslâm Dini, kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberlerin tamamını ve vahyolunmuş bütün mukaddes kitapları kabul eder. En son vahyedilmiş olan Kur'ân-ı Kerîm, öncekilere göre mütekâmil ve kıyamete kadar insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde her şeyi kuşatmıştır.
Önceki dinler aslını kaybettiği için, tek doğru ve bozulmamış din İslâmiyettir. Kıyamete kadar başka bir din olmayacaktır.  

NİÇİN İSLÂM?

Din, insanların maddî ve manevî hayatını şekillendirip, hayatını tanzim eder. Dinin; ferdin gönlüne, vicdanına yerleştirmiş bulunduğu, "kontrol edici güç" insandan hiç bir zaman ayrılmayacağı için, insanı her yerde ve her zaman kontrol altında tutan bir hâkimdir. Bu hâkim, vicdanlarda ençok etki edebilen bir varlık ve güç olduğundan sebep olduğundan, insanın gizli ve aşikâr yapmaya niyetlendiği her türlü kötülüklerden alıkoyacağı gibi, her türlü iyiliklere de sevk eder. Din sayesinde, Allah'ın ilminin gizli ve aşikar her şeyi kuşattığını bilen insanın iradesi kuvvetli bir hal alır. Böyle kuvvetli bir irade ve karakter sahibi olan dindar ferdlerden meydana gelmiş toplumlarda sürekli bir düzen ve ahenk bulunur.
Bu sağlam yapı ise; ancak Hak olan ve bozulmamış bir din ile olabilir ki, o da İslâm'dır.
Çünki, inanan insanlarda mevcud olan iman, ahlâk için çok kuvvetli ve kıymetli bir dayanak ve sığınaktır.
Dinsizliğin hâkim olduğu toplumlarda ahlâkî yapının bozulduğu, dinsizliğin ve her türlü kötülüğün yayıldığı, geliştiği görülmektedir. Aynı zamanda hukuk fikri de yıkılacağı için adaletin varlığı ve hâkimiyeti yok olur.
Dinsizlik, toplumların yıkılmasına, ferdler arasında ahlâki dayanışmanın yok olmasına sebep olur. Toplumdaki ferdlerin inanç ve duygularının ortaklığı birliği, dayanışmayı, güveni ve güçlü olmayı sağlar.
Dinsizliğin neticelerinin tehlikeleri dolayısıyla din, toplum hayatı için bir zarurettir.
Araştırmalar ortaya koymaktadır ki; dinsiz ve dînî değerlerden uzaklaşmış toplumlarda cinayet, zina, uyuşturucu, intihar vs. gibi her türlü çirkin ve yasak fiillerin arttığı, toplumda huzurun ve güvenin kalmadığı görülmektedir.
İnsanlık hayatı; dinsiz toplumların yaşayamadığını, hak dinden uzaklaşanların dahi sapık dinlere yöneldiğini ve o aslını kaybetmiş dine uygun yeni ve bozulmuş bir toplum yapısı meydana getirdikleri göstermektedir.
Din; gerek ferdin, gerek ailenin ve gerekse toplumun mutluluğu noktasında, insanlık için vazgeçilmez lüzumlu bir sosyal müessesedir.  

NİÇİN DİN?

Din, toplum düzenini şekillendirmesi bakımından insanlık âlemi için lüzumlu bir müessesedir.
Dayandığı temellerin yüksekliği ve hikmetlerinin derinliği ölçüsünde lüzumu artar, daha fazla ihtiyaç duyulur hale gelir.
İnsan denen varlık, yaratılış itibariyle hırs ve arzusunun esiri durumundadır. Hırs ve arzularının esiri durumundaki insanlar arasında sosyal hayatın kurulabilmesi, karşılıklı güven ve sevginin tesis edilebilmesi mümkün değildir. Bunun sağlanabilmesi için her insanın kendi arzularına, nefsanî ihtiraslarına hâkim olması icab eder. Medenî bir toplum olmanın yolu da budur.
Her şeyi maddî olarak değerlendiren, hayatı yalnızca dünya hayatı ve maddî hayat olarak kabul edenlerin hırs ve arzularına gem vurabilmek mümkün değildir.
Yaratılış itibariyle ihtirasının sınırı olmayan insanlar, bu ihtiraslarını ölçülü bir hale ancak din aracılığıyla getirebilir.
Din olmasaydı, insanlar arasında ahlâkî ve hukûkî yapının oluşması mümkün olamazdı.
Din, ferdleri mukaddes duygu ve değerlerde birleştirerek hem millî yapının oluşmasını, hem de toplumların gelişmesini ve yükselmesini sağlayıcı zarurî bir kurumdur. Çünkü Hak Din; ahlâkî fazilet ve tam adalettir.

Ne var ki; aslını kaybetmiş ve insan sözlerinin içine karıştırıldığı, insanlara, yaratılmışlara ilahlık sıfatının şöyle veya böyle yüklendiği toplumlarda; ahlâk ve adalet anlayışı değişmiş, herşey güçlünün haklılığı üzerine bina edilmiş ve adalet, "her hâlukârda onun haklılığı", ahlâk "onun hayat ve düşünce tarzı", fazilet "yalnızca onun yaşadıkları, düşündükleri, etmek istedikleri"nden ibaret imiş gibi bir seyir takip eder hale gelmiştir.

11 Kasım 2017 Cumartesi

AHİR

Herşeyin yok oluşundan sonra da var olan
"O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir". (Hadid Suresi, 3)

Allah kainatı yokluktan yaratmıştır ve onu en sonunda yine eski durumuna çevirecek, yok edecektir. Yok olmayacak hiçbir eşya, ölümsüz olan hiçbir canlı mevcut değildir. Dünyadaki tüm canlılar doğarlar ve ölürler, herşeyin bir ömrü, sayılı günü vardır. Oysa Allah'ın evveli, başı olmadığı gibi sonu da yoktur. Herşey yok olduktan sonra kalacak olan da O'dur.

Ömrü ve zamanı yaratan Allah maddeye ait tüm bu özelliklerden uzaktır. O, öncesi ve sonrası olmayandır. Yok olacağı kesin bir gerçek olan evren, dünya ve içinde yaşayan tüm canlılar, O'nun sonsuzluğuna ve birliğine şahittir. 

Sonsuzluğun sahibi, zamanın ve mekanın üstünde olan Allah'tır. Sonuçta kainat tekrar başlangıç noktasına dönecek, canlı cansız hiçbir şey kalmayacaktır. Yalnız Allah'ın varlığı baki kalacaktır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) baki kalacaktır". (Rahman Suresi, 26-27)

AFÜVV

Affı çok
"Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir". (Nisa Suresi, 149)

İnsan, yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Ancak insanı yaratan ve ondaki bu eksiklikleri bilen Allah, yapılan hataları da affedicidir. Allah'ın 'affediciliği' olmasa hiçbir insanın cennete girmesi mümkün olmazdı. Nitekim bu gerçeğe Kuran'da açıkça dikkat çekilmiştir:

"Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler". (Nahl Suresi, 61)

Fakat unutmamak gerekir ki, Allah'ın affediciliği samimi kulları için geçerlidir. O, kendisine içten yönelip dönen insanların günahlarını affeder ve onları bağışlar. Önemli olan kişinin samimi olup, kesin bir kararlılıkla tevbe etmesidir. Yoksa tevbe edip tekrar tekrar eski hatalarına geri dönenlerin ve yaptıklarından gerçek bir pişmanlık duymayanların tevbesini kabul etmeyeceğini Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

"Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır". (Nisa Suresi, 17)

DARR

Zarar verici şeyler yaratan

"Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan    Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler." (Yasin Suresi, 23)

Aniden gelen ölüm, umulmadık bir hastalık, tüm ürünleri yok eden bir kasırga, evleri yerle bir eden deprem, sakat doğan bir bebek, gelecek korkusu, bir trafik kazası, stres, mal kaybı, kıskançlık, yaşlanma.... 

Kuşkusuz tüm bunlar, ahiretin varlığından gaflet içinde olan ve gerçek yaşamlarının dünyadaki yaşam olduğunu zanneden insanlar için, dünya hayatında sık sık karşılaşılabilen elem ve zarar verici etkenlerdir. Elbette her insan kendisine veya yakınlarına zarar veren bu tarz olaylardan biriyle veya bunların benzerleriyle her an karşılaşabilir. Ve bu karşılaşma muhtemelen kişinin hiç beklemediği bir anda gerçekleşir. İnsan doğduğu andan ölümüne kadar birçok tehlikeyle karşılaşır, bunlardan kimini az bir zararla atlatabilirken kimine de kıskıvrak yakalanır. Bir anda tüm vücudunu saran kansere yakalandığını öğrenebilir, bir sabah bir yakınının ölüm haberi gelebilir veya aynaya baktığında heryerinin kırıştığını ve hiç beklemediği şekilde yaşlandığını görür. Bunların hiçbirinin geri dönüşü yoktur.

Peki insanlara karşı bu kadar merhametli olan Allah'ın, dünya hayatında elem ve sıkıntı verecek şeyler yaratmış olmasının hikmetleri nelerdir? 

Bunun en önemli nedenlerinden biri Allah'ın insanı zorluk ve acıyla eğitmesidir. Hastalığından dolayı zorlukla nefes alan bir insan şımarıklık yapamaz veya kibirlenerek diğer insanları aşağılayamaz. Doğal olarak Allah'a karşı boyun eğici ve mütevazi olur. Aynı zamanda yürüyemezken tekrar yürüyebilen bir insan, tüm malını mülkünü kaybetmişken bunlara tekrar kavuşan bir insan, şüphesiz bunların değerini çok daha iyi kavrar. Böylelikle hem zorluğu hem de kolaylığı yaratarak dünyada bir imtihan ortamı oluşturan Allah, karşılıksız verdiği nimetlerin takdir edilmesini sağlar.

Ayrıca bu tarz olaylarla karşılaşan kişi iman sahibiyse ve ahiretin gerçek hayatı olacağını biliyorsa, zaten bir üzüntü, sıkıntı içine girmez. Başına gelen her türlü zorluğun Allah'tan olduğunu bilir, sabreder, o sıkıntılardan kendisini kurtarabilecek olanın da yalnızca Allah olduğunu bildiği için O'na dua eder, O'ndan yardım diler. Böylece  Allah kendisine inanan kullarını da eğitir, kendilerine yakınlaşmalarını sağlar ve ahiretteki derecelerini yükseltir.

Allah'a ve ahiret gününe inanmayan insanlar için ise durum farklıdır. Allah "Darr" sıfatını asıl olarak cehennemde onlara karşı gösterecektir. Kuşkusuz dünyada kendilerini üzüntüye boğan şeyler cehennemdekilerle kıyaslanınca çok hafif kalır; çünkü buradakilerin tümü geçicidir. Cehennemde ise insanların yanan derileri, acının tekrar tekrar hissedilmesi için yenileriyle değiştirilir. İnkar edenlere boğazları parçalayan darı dikeninden başka hiçbir şey yedirilmez, bağırsakları parçalayan kaynar sudan başka hiçbir şey içirilmez. Ölüm gelir fakat ölünmez, ardından daha acı bir azapla karşılaşılır. Orada demirden kamçılar, ateşten yataklar olacak, inkarcı insan cehennemin en dar ve karanlık yerine atılacaktır. Cehennemde kemikleri çatırdatan inlemeler duyacaktır. İnkarcılar, cehennem bekçilerine "Rabbinize söyleyin, bizi buradan çıkarsın" diye yalvarırlar. Azaptan bir gün hafifletilmesini isterler. Allah onları çeşit çeşit azaba uğratırken bir yandan da onlara cennettekilerin nasıl bir bolluk ve nimet içinde olduklarını seyrettirir. Onlar kendilerine yardım edecek kimseyi bulamazlar ve (Allah'ın dilemesi dışında) sonsuza kadar da alçaltılmışlar olarak onun içinde bırakılırlar. Allah böylelikle gerçek elemi ve kederi inkar edenlere cehennemde tattırmış olur...    

Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (Zümer Suresi, 38)